Beyazıt Devlet Kütüphanesi 135 yaşında

2017 yılında tamamlanan restorasyon çalışması ile genç ve enerjik günlerine geri dönen Beyazıt Devlet Kütüphanesi, dünyanın en güzel kütüphaneleri arasında gösteriliyor.

İstanbul Üniversitesi ve Sahaflar Çarşısı’yla birlikte Beyazıt Meydanı’nın uzun yıllar kültür beşiği olmasını sağlayan Beyazıt Devlet Kütüphanesi, 2000’li yıllara geldiğinde yaşlı ve yorgundu. Fakat 2015’te başlayıp 2017’de sonra eren restorasyon çalışması onu tekrar genç ve enerjik günlerine döndürdü. Kütüphane, “dünyanın en güzel kütüphaneleri” listelerinde ilk sıralara yerleşti.

Tarihi kimliğini ve değerini Beyazıt Camisi, İstanbul Üniversitesi, Beyazıt Devlet Kütüphanesi ve Çınaraltı ile Sahaflar Çarşısı’ndan alan Beyazıt Meydanı, şehrin yazar, şair, okur, öğrenci ve düşünürlerinin buluşma noktasıydı. Türkiye’nin ilk devlet üniversitesi ile ilk devlet kütüphanesinin, İstanbul’un en eski sahaflarının bulunduğu çarşıya sadece birkaç adım uzakta oluşu Beyazıt Meydanı’nı kendiliğinden bir cazibe merkezine dönüştürmüştü. Meydanın bu “entelektüel” kimliğinin yok olduğu söylenemez; ama geçmişteki canlı günlerinden epey uzak olduğu aşikâr.

Bugün, asırlar boyunca kitabın ve kültürün hüküm sürdüğü Beyazıt kimliğini tekrar canlandırabilecek bir yapı var karşımızda: 2017’de tamamlanan restorasyonun ardından kitap okumayı başlı başına bir keyfe dönüştüren Beyazıt Devlet Kütüphanesi. Tarihi dokusu korunarak baştan ayağa yenilenen kütüphane, bu hâliyle dünya çapında ilgi gördü ve birçok saygın kurumun “dünyanın en güzel kütüphaneleri” listelerinde ilk sıralara yerleşti.

MİLLİ KÜTÜPHANELERİN KURULUŞU

“Yeniden doğmuş” olsa da bir asırdan uzun bir tarihi var kütüphanenin. 1884’te devlet tarafından “Kütübhâne-i Umûmî-i Osmânî” adıyla kurulan kütüphane, zaman içerisinde “Bayezid Umumi Kütüphanesi” olarak anılır oldu. 1961’de ise adı resmen “Beyazıt Devlet Kütüphanesi” olarak değiştirildi. Kütüphane, merkezinde Beyazıt Camisi’nin yer aldığı Beyazıt Külliyesi’nin restore edilen imaret kısmında kurulmuştu. Aynı yerde daha önceden de bir kütüphane olduğu söylense de bunu doğrulayan herhangi bir tarihi kayıt yok.

Başta Beyazıt olmak üzere milli kütüphanelerin kuruluşunu tetikleyen ana etken, 19’uncu yüzyılda Batı’da görülmeye başlanan milliyetçilik akımları etrafındaki gelişmelerdi. Birçok Batı ülkesinin milli kütüphanelerini çok uzun zaman önce kurmuş olması Osmanlı idarecilerini bu yolda çalışmaya sevk etti ve aydınların da desteğiyle Beyazıt’ta ilk kütüphane kuruldu. 1883 tarihli bir vesikayla, telif ve tercüme olarak yayımlanan her eserden bir nüshanın kütüphanede toplanmasının öngörülmesi, Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin milli kütüphane olma amacıyla kurulduğunun işaretiydi.

Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin kuruluş aşamasındaki harcamalar devlet tarafından karşılandı. Öte yandan, restorasyonun bir an önce bitirilmesi için II. Abdülhamid, şahsi bütçesinden yardımda bulunarak süreci hızlandırdı ve açılan kütüphaneyi vakıf kütüphanelerinden farklı olarak Maarif Nezareti’ne bağladı.

HİKÂYE NAİMA TARİHİ’YLE BAŞLADI

Kütüphane, 25 Haziran 1884’te, Ramazan ayının ilk günü devlet büyükleri, âlimler ve halkın katılımıyla raflara bir takım “Naima Tarihi” konularak açıldı. Başlangıçta çok fazla olmayan kitap sayısı zaman içerisinde bağışlarla arttı; kuruluşunun üçüncü yılında 4 bin 164’e, sonraki yıl 4 bin 764’e, 1888’de ise 7 bin 68’e ulaştı. II. Abdülhamid’in padişahlığının son yıllarında basılan bir fihriste göre kütüphanede 8 bin 54 cilt kitap kayıtlıydı.

Kuruluşundan itibaren vakıf, bağış ve nakil suretiyle çok sayıda kitaplık bağışlandı kütüphaneye. Bezmiâlem, Hekimoğlu Ali Paşa, İdris Paşa, Manastırlı İbrahim Hakkı, Nâmık Bey, Seretıbbâ Ömer Efendi, Sâbit Bey, Trabzonlu Hüseyin Efendi, Hâfız Davud Paşa, Halil Şerif Paşa, Hasan Fehmi Paşa, İsmail Fenni Ertuğrul, Kara Mustafa Paşa, Lütfi Bey, Mehmed Zihni Efendi, Mehmed Eşref, Münzevi Arif Bey, Süleyman Tevfik, Şevki Paşa, Tevfik Paşa, Tırnovalı Mehmed, Zihni Paşa, Veliyyüddin Efendi ve Cevdet Paşa kitaplıkları bunlardan bazıları. Balkan Savaşı yıllarında kaybedilen Osmanlı topraklarından kurtarılan kitaplar da Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde depolanıyordu. Bu kitapların tamamına yakını yazma ve eski harfli basma eserlerdi.

KÜTÜPHANE BÜYÜYOR

1934’te yürürlüğe giren 2547 sayılı “Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu”nun ardından Beyazıt Devlet Kütüphanesi, derleme nüshası alan beş kütüphaneden biri oldu. Böylece Türkiye’de basılan tüm kitap, gazete, dergi ve benzeri yayınların birer nüshası buraya gönderilmeye başlandı. Bu durum kitap mevcudunda sürekli ve düzenli bir artış meydana getirdiği için 1946’da kütüphanenin kapasitesini artırmak amacıyla bazı onarım çalışmaları yapıldı. Ancak bu çalışmalar da yeterli gelmeyince 1948 ve 1953 yıllarında Bakanlar Kurulu’nun iki ayrı kararıyla kütüphanenin bitişiğinde bulunan eski Dişçilik Mektebi ile Beyazıt Külliyesi’nin imaret kısmının diğer bölümleri restore edilerek kütüphaneye dâhil edildi. Çalışmalar 1984’te sona erdi ve kütüphane genişletilmiş hâliyle tekrar hizmete açıldı. 1989 itibarıyla kütüphane envanterinde kayıtlı bulunan 600 bin civarındaki dokümanın 379 bin 135’i yeni yazılı kitap, 11 bin 120’si yazma eser, 40 bin 446’sı eski harfli basma kitap, 18 bin 206’sı ise gazete ve çeşitli kitap dışı malzemeydi.

90’lı yıllarda da aktif olarak hizmet veren kütüphaneye görme engellilere yönelik özel bölümlerden çocuk kitaplığına kadar birçok eklenti yapıldı. Fakat binaların yaşı, parçalı iyileştirmeler ve 17 Ağustos depreminden kaynaklı yapısal bozulmalar kapsamlı bir restorasyonu mecbur kıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Aydın Doğan Vakfı’nın ortak projesi olan restorasyonun projelendirme çalışmaları 2006’da başladı ancak inşaat aşamasına 2015’te geçilebildi ve süreç 2017’de tamamlandı. Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından yürütülen restorasyon çalışmaları sonunda tarihi dokudan kaynaklanan kısıtlamalara rağmen doğru ve şık dokunuşlarla Beyazıt Devlet Kütüphanesi yenilenmiş bir çehreye kavuştu.

TARİHİ DOKUYA MODERN DOKUNUŞLAR

Binanın açık avlusunun üzerine şeffaf ve hafif bir membrandan bir üst örtü tasarlandı. Işığı filtreleyerek içeri alan bu örtü hem kitaplar hem de ziyaretçiler için kontrollü bir iç atmosfer yaratıyor. Nadir kitapların ve el yazmalarının sergilendiği iç mekândaki koyu renkli şeffaf odacıklar ise hem eserler için azami koruma koşullarını sağlıyor hem de tarihi doku içerisinde modern bir görüntü oluşturuyor. İnşaat faaliyetleri sırasında ortaya çıkarılan Bizans Kilisesi’nin kalıntıları da ana avlunun zeminine yerleştirilen cam yüzeyin altından görülebiliyor.

Fiziksel özellikleri iyileştirilerek dinlendirici bir ışıklandırma düzeniyle donatılan okuma odası da yeni hâliyle Batı’daki önemli kütüphanelerden aşina olduğumuz bir ferahlığa sahip.

Yenileme faaliyetleri sırasında binanın daha iyi işleyebilmesi için ana giriş avlu tarafına alınmıştı. Katlar arasındaki dağılım ise şu şekilde düzenlendi: Zemin kat nadir eserler ve el yazmaları, birinci kat periyodik yayınlar, ikinci kat modern Türk yayınları.

Bugün kütüphanede bulunan toplam doküman sayısı 1 milyonun üzerinde. 850 bine yakını kitaptan oluşan envanter günden güne artıyor. Görme engellilerin yararlanabileceği, kütüphane bünyesinde üretilen sesli kitap sayısı da 5 binin üzerinde. Ayrıca yine sayısı her gün değişmekle birlikte yaklaşık 130 bin ciltten oluşan 30 bin 618 çeşit dergi ve bin 869 çeşitten oluşan yaklaşık 55 bin cilt gazeteye ulaşmak mümkün.

“Türkiye’de bir şahıs tarafından toplanan en iyi kitap ve süreli yayın koleksiyonu” kabul edilen Hakkı Tarık Us Kütüphanesi, 2003’te Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ne devredilmişti. Bu koleksiyonda bulunan tüm gazeteler daha sonra kütüphane tarafından dijital ortama aktarılarak araştırmacıların hizmetine sunuldu. Ayrıca kütüphane 2017’de 24 saat açık hâle getirildi.

BEYAZIT ASLINA DÖNECEK Mİ?

İstanbul Üniversitesinin kapı komşusu olması hasebiyle canlılığını her daim koruyan Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin yenilenmesi Beyazıt Meydanı’nı da iyileştirir mi sorusu bugünlerde sıkça soruluyor. Meydanın 1958’de Turgut Cansever tarafından hazırlanan proje baz alınarak yeniden düzenleneceğine ilişkin değerlendirmeler yapıldı. Bu girişimlerin nereye varacağı şimdilik belirsiz olsa da şurası bir gerçek ki dünyanın en güzel kütüphanelerinden biri Beyazıt’ta sizi bekliyor.

TOKİ Haber

İlgili Konular:
TOKİ Haber
TOKİ Haber

Cephe mimarisinde cam estetiği

Yaşantımızın hemen her alanında yer alan cam, Endüstri Devrimi'nin ardından çelikle buluşarak bir yapı malzemesine dönüştü. Bugün cam uygulamalar mimarinin vazgeçilmez unsurları arasında yer alıyor.
Yaşantımızın hemen her alanında yer alan cam, Endüstri Devrimi’nin ardından çelikle buluşarak bir yapı malzemesine dönüştü. Bugün cam uygulamalar mimarinin vazgeçilmez unsurları arasında yer alıyor. Mimarlık tarihi boyunca üzerine en çok kafa yorulan konulardan biri saydamlıktı. Bunun temel nedeni, camın bir yapı unsuru olarak kullanılmasının teknik sınırlamalar nedeniyle kısıtlı oluşuydu. Ancak teknolojinin gelişmesi sayesinde geliştirilen malzeme özellikleri bu kısıtlamaları ortadan kaldırdı ve mimaride yeni tasarım akımlarının öncüsü oldu. Endüstri Devrimi’ne kadar yapılar genellikle masif duvarlarla taşınıyordu. Taşıyıcı duvarlar hem yapısal bariyer görevi görüyor hem de ısı yalıtımını sağlıyordu. 19’uncu yüzyılda dökme demir ve çelik çerçevelerin geliştirilmesi, hemen ardından betonarme çerçevelerin kullanılmaya başlanması masif duvarlı yapılara bağımlılığı ortadan kaldırdı. Strüktürel çerçevelerin sağladığı bu yeni olanaklar teknolojik gelişmelerin de yardımıyla mimarları cephe tasarımında yenilikçi metotlara yönlendirdi. Yaklaşık 4 bin yıl önce keşfedilmesine rağmen camın malzeme özelliklerinin ve şekillendirme tekniklerinin geliştirilmesi uzun zaman aldı. Geçtiğimiz yüzyıldaki gelişmeler sonucunda cam malzeme; güçlü, saydam, şekillendirilebilen, yapıyı dış koşullardan koruyan, aynı zamanda ışık ve görüşe imkân veren bir malzeme olarak mimarlığın doğasını değiştirdi. Kristal Saray Camın istenilen boyutlarda üretilmeye başlanması çok katlı binalarda büyük cephe boşlukları oluşturan bir eleman olarak kullanımını, eğilme dayanımının artırılmasını, bir strüktür malzemesi olarak kullanımını mümkün kıldı. Bunların yanı sıra mevsimlik değişimlere

Kış çiçekleri açarken

Mor menekşeler, sarı kasımpatı, rengârenk çuhalar… Bahçe ve balkonlarda güzelliğini kışın cömertçe sergileyen çiçekler, birbirinden güzel renkleriyle evleri şenlendiriyor.
Mor menekşeler, sarı kasımpatı, rengârenk çuhalar… Bahçelerde, balkon ve teraslarda güzelliğini kışın cömertçe sergileyen çiçekler, birbirinden güzel renkleriyle evleri şenlendiriyor. Yağmurlu ve karlı günlerde pencereden dışarıyı seyretmekten hemen herkes büyük keyif alır. Bir de cam kenarında yemyeşil bitkiler ve rengârenk çiçekler varsa, yudumlanan sıcacık bir bardak çayın keyfine doyum olmaz. Bu manzaraya kavuşmak pek de zor değil. Kışa rağmen doğayı evinde hissetmek isteyen doğa meraklıları için hemen her bütçeye uygun kış bahçeleri kurmak, salon ve terasları renklendirmek mümkün. Yağış ve soğuktan etkilenmeyen kış peyzajına uygun bitkileri seçmenin bugünlerde tam zamanı. Türkiye ikliminde kış mevsimi peyzajı için ağaç ve çalı grubunda tercih edilen bitkilerden başlıcaları; kadıntuzluğu, ateş dikeni, akasya, kış defnesi, yabani defne, çam, kurtbağrı (ligustrum), erika (funda), süs kirazı (sakura), orman gülünün bazı türleri, ladin, kamelya, sedir, servi, göknar, leylandi, taflan ve şimşir. Çiçeklerde ise hercai menekşe, çuha, süs lahanası, krizantem (kasımpatı), açelya, siklamen, karanfil, nergis, kardelen, şebboy, noel gülü (helleborus) öncelikli tercih edilenler arasında bulunuyor. Rengi, dokusu ve karakteri farklı olan bu çiçeklerin bakımları da farklı. HERCAİ MENEKŞE Dalı en fazla 20 santimetre olabilen narin, kısa boyu, mor renkli hercai menekşe, taç yapraklarıyla kışların minik sultanı. Sarı, siyah ve kırmızıyla karışmış alacalı formlarda hercai menekşeler uzun ömürlü olmasının yanı

Fırat’ın kıyısındaki ilham perileri

Gaziantep Zeugma Antik Kenti'nde sivil halkın yaşadığı "Mousalar (İlham Perileri) Evi" olarak adlandırılan Roma evleri gün yüzüne çıkarılıyor.
Fırat Nehri kıyısında yer alan ve “Çingene Kızı” mozaiğiyle gündeme gelen Gaziantep Zeugma Antik Kenti’nde Prof. Dr. Kutalmış Görkay liderliğinde yürütülen kazılar, 14’üncü yılına girdi. Kültürel etkileşim ve dönüşümlerin araştırılması bakımından büyük önem taşıyan Zeugma’da 2005’te başlayan ilk kurtarma kazılarıyla Roma evlerindeki zarif mozaikler gün yüzüne çıkarılmıştı. 2007’den bu yana ise sivil halkın yaşadığı konut alanında Mousalar Evi olarak adlandırılan Roma evleri kazısı yürütülüyor. Prof. Dr. Kutalmış Görkay Zeugma Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı, Ankara Üniversitesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Ziyaretçilerin antik dönem konut mimarisi hakkında bilgi sahibi olabileceği Mousalar Evi, adını dönemin yazarları, şairleri, müzisyenleri, tarihçileri ve filozofları için resmedilmiş dokuz ilham perisinin yer aldığı Mousalar Mozaiğinden alıyor. Zengin mimari dekorasyonu, iyi korunmuş mozaik ve freskleriyle Zeugma’daki en önemli Roma konut örneklerinden biri olan Mousalar (İlham Perileri) Evi’nin gelecek yılın sonunda ziyaretçilere açılması hedefleniyor. Kazı Başkanı Prof. Dr. Kutalmış Görkay, “Oldukça iyi korunmuş bir Roma konutu” diye ifade ettiği Mousalar Evi’nin Zeugma’daki diğer evlere oranla topoğrafyaya göre ince ve uzun bir planla tasarlandığını söylüyor. Görkay, 2005’ten bu yana kazı çalışmaları devam eden, Antik dönemin stratejik kentlerinden biri olan Zeugma’da farklı sentezlerin izlerini aradıkları kazı sürecini anlatıyor. Mousalar Evi, bizim bildiğimiz anlamda (odaları, salonu, mutfağı vb. olan) bir