Anadolu’nun kapı tokmakları

Geleneksel Anadolu evlerinin kapı tokmakları, işlevsel bir amaca hizmet etmenin yanında Anadolu'nun yaşam tarzını, sanat zevkini ve zanaat inceliklerini yansıtıyor.

Geleneksel Anadolu evlerinin kapı tokmakları, işlevsel bir amaca hizmet etmenin yanında Anadolu’nun yaşam tarzını, sanat zevkini ve zanaat inceliklerini yansıtıyor.

Anadolu’da yakın geçmiş yaşamın izlerini sürebilmek için en önemli verilerden birisi mimari mirastır. Mimari bize sadece yapılı çevre hakkında fikir vermekle kalmaz, aynı zamanda kültürel ve sosyoekonomik alanda da pek çok ipucu verir. Bu sebeple mimari mirasın belgelenmesi hem mimarlık tarihi bilimine katkı sunacak hem de gelecek kuşaklar için sağlam bir başvuru kaynağı olacaktır. Mimari mirasımızın önemli bir parçası olan geleneksel konutlar, kültürümüzün özünü taşıyan, bunu bize ve gelecek nesillere aktaracak olan en önemli varlıklarımızın başında gelir. Kültürümüzün kaybolmaması için bu konutların özenle korunması, bu ülkede yaşayan her bireyin görevi olmalıdır.

Y. MİMAR GÖKÇEK BOYRAZ

DIŞ KAPILAR CEPHE SÜSLEMELERİNİN VAZGEÇİLMEZİ

Anadolu şehirlerinde çok sık gördüğümüz, genellikle 19. yüzyıla tarihlenen geleneksel konutların cephe süslemelerinin vazgeçilmez ögelerinden biri de dış kapılardır. Evlerin sokakla ilişkisini sağlayan dış kapılar, mahrem olanı umumi olandan ayıran, hem özel hem tüzel sayabileceğimiz yapı elemanlarıdır.

Evlerdeki kapılar bir avlu kapısı olabileceği gibi doğrudan evin taşlığına açılan bir kapı da olabilir. Cephede bulunma konumları, cepheyle aynı yüzeyde veya cepheden içe çekilmiş durumdadır. Konut mimarisinde cepheden dışa doğru çıkan kapılara çok rastlanmaz. Kapıda bekleyen kişilerin hava şartlarından etkilenmemesi için cepheden içe girinti yapan kapılar doğal olarak bir çözüm sunarken; cepheyle aynı yüzeyde olan dış kapılar genellikle cumba çıkıntısının altına konumlandırılarak bir çözüm bulunmuştur. Avlu duvarında bulunan dış kapılarda ise bulunduğu duvarın üstünde yapılan bir harpuşta veya saçakla hava şartlarına karşı önlem alınmaya çalışılmıştır.

ÇİFT KANATLI VE AHŞAP

Dış kapılar form olarak evden eve farklılık göstermiş ve cephelere renk katmıştır. Kapı formları düz veya kemerli olarak ayrılabileceği gibi ışıklık olanlar veya olmayanlar olarak da ayrılabilir.

Anadolu evlerinin çoğunda çift kanatlı ve büyük dış kapılar görürüz. Bu büyük formların temelinde binek hayvanıyla kapıdan içeri girme ihtiyacı vardır. Çoğunlukla Kahramanmaraş ve Şanlıurfa bölgelerinde gördüğümüz ve “enikli kapı” olarak adlandırılan kapılar, kapı içinde kapı yapılarak şekillenmiştir. Bu örneklerde büyük kapı kanatlarının içinde büyük kanadı kasa kabul ederek bir insanın geçmesine müsaade edecek kadar bir kapı kanadı daha yapılmış ve hane halkının kullanımına pratik bir çözüm getirilmiştir.

Yapım tekniği olarak çakma veya çatkı yöntemi kullanılan dış kapıların malzemesi çoğunlukla ahşaptır. Çatkı yöntemiyle göbekli ve oymalı kapılar yapılmış olup Artvin bölgesinde eşsiz güzellikte örnekleri bulunmaktadır. Çakma tekniği ise daha sadedir ve 15-20 santimetre enindeki ahşapların dikey olarak birleşmeleriyle oluşur. Orta Anadolu’nun doğusunda daha yaygın olarak kullanılan bu kapıların bazı örnekleri sokağa bakan dış yüzünden sac ile kaplanmış ve kabaralar ile ahşaba tutturulmuştur. Bu uygulama işlevsel ve estetik olarak iki temel sebebe bağlanabilir. Birincisi ev sahibinin ahşap kapıyı yağış şartlarından koruma isteği, ikincisi ise bu kabaralarla kapıda bezeme yaparak sokağın ziyneti olma isteğidir.

KAPI TOKMAKLARI

Gerek sivil mimaride gerekse han, cami gibi kamusal yapılarda dış kapıların vazgeçilmez bir parçası olan kapı tokmaklarının yapılış amacı, kapıdakinin sesini içeri duyurmasıdır. Her ne kadar işlevsel bir amaca hizmet etsede cephelerin vazgeçilmez süsleme elemanları arasında yer alır.

Türk evini konu edinen kitaplara kapak fotoğrafı olabilecek kadar temsil gücü yüksek bir imge olan kapı tokmakları, daha evden içeri girmeden hane halkının sosyal statüsünden mesleğine kadar pek çok ipucu verir. Örneğin aslanlı tokmaklar gelir seviyesi yüksek, güçlü ailelerin evlerinde bulunurken, yılanlı tokmaklar şifayla ilgili işler yapan ailelerin evlerinde bulunur.

KADIN, ERKEK VE ÇOCUKLAR İÇİN AYRI TOKMAKLAR

Kapı tokmaklarının yapımında demir veya pirinç malzeme kullanılırken, yapım tekniği olarak döküm ya da dövme teknikleri kullanılmıştır. Tokmağın başı hareketli bir mekanizmaya bağlıdır ve kapıda değdiği yerde metal bir kabara bulunur. Bazı kapı tokmakları ise ahşap kapı üzerinde bulunan metal bir aynaya monte edilir. Genelde iki kanatlı olan kapılarda iki ayrı kapı tokmağı bulunur. Bu, içerdeki mahremiyetin korunmasına yönelik bir tercihtir. Tiz ses çıkaran ve çoğunlukla solda bulunan tokmak kadınlar için, tok ses çıkaran ve sağda bulunan tokmak erkekler için yapılmıştır. Bazı örneklerde çocukların boyunun yetişemeyeceği düşünülerek üçüncü bir kapı tokmağı da eklenmiştir.

ASLAN GÜÇ, YILAN SAĞLIK DEMEK

Kapı tokmakları yapılırken estetik kaygılarla ve bazı anlamları sembolize etmesi amacıyla çok farklı formlar kullanılmıştır. Bitkisel, hayvansal veya geometrik figürler kapı tokmaklarıiçin kaynak olmuştur. Yaygın olarak kullanılan hayvan figürleri yılan ve aslandır. Aslan hane sahibinin güç gösterisini sembolize ederken, yılanlı tokmaklar çoğunlukla evde oturan kişinin sağlıkla uğraşan bir işi olduğuna ya da mitolojik inanışlardan gelen sağlıklı kalma isteğine delalettir. Örnekleri Tokat’ta görülen koçbaşı tokmaklar ise evdeki ailenin hayvancılık yaptığını gösterir.

Bunun yanında kapı tokmaklarında kuş, at gibi bazı hayvan figürlerine de rastlanır. Mardin’de bulunan horoz formundaki kapı tokmağı Anadolu’da eşi görülmemiş bir örnektir. İki merkezli bir metal ayna üzerine monte edilen horoz figürü baş aşağı durmaktadır ve gagasıyla tokmak görevini yapmaktadır. İbiği ve kuyruğu gerçekçi biçimde betimlenmiştir. Anadolu’da mitolojik olarak horozun gecenin kötülüklerini kovduğuna inanıldığı için horoz figürünün bu sembolik amaçla kullanıldığı düşünülmektedir. Cizre Ulucami kapısındaki tokmakta ortada aslan ve iki yanında ejder figürü vardır ki; kötülüklere karşı savaşı sembolize eden ünik bir formdur.

DOĞA VE GEOMETRİ FORMLARI

Kapı tokmaklarında kullanılan bitkisel figürler hâlâ ayakta olan Anadolu evlerinde çok sık görülür. Bu tokmaklarda çoğunlukla çiçeklerden veya bir yapraktan esinlenilir. Bazı evlerde lale ve armut olarak karşımıza çıkan bitkisel formlu tokmaklar, demire verilen kıvrımlı hatlarla Anadolu zanaatının estetik bir ürünü olarak tarihteki yerini alır. Kapı tokmaklarında daire, yarım daire, elips ‘C’, ‘U’, ‘S’ ve ‘L’ (düşey) gibi geometrik formları da sık sık görürüz. Bu tokmaklar bazen bitkisel motiflerle de süslenir. Hayvansal formlara göre daha sade, daha mütevazı evlerde bulunur. Anadolu’nun hemen her şehrinde karşılaşabileceğimiz bu tür tokmaklar formlarına göre çeşitli bölgelerde yoğunlaşır. Örneğin L şeklindeki tokmaklar Niğde ve Divriği’de sık görülürken, C ve S şeklindeki tokmaklar Safranbolu, Malatya, Tokat, Kula bölgelerinde yoğun olarak karşımıza çıkar.

KAPIDA ‘FATMA ANA’NIN ELİ

Anadolu’nun bazı bölgelerinde ‘hanımeli’ olarak adlandırılan ve hemen her şehirde görebileceğimiz el formundaki kapı tokmakları, misafir daha eve girmeden uzatılan bir el gibidir, bir ‘hoş geldin’dir. Kapı tokmağında kullanılan el formunun ‘Fatma Ana’nın eli’ olduğuna ve eve bereket getireceğine inanılır. Bu ellerin ya orta parmağında ya da yüzük parmağında bir yüzük, bilek kısmında ise bir bilezik bulunur. Bazen kıyafetin kol kısmındaki kumaşın kıvrımlı hatlarını demire dökecek kadar da zarif bir emeğin ürünüdürler.

ŞAKŞAKLAR DA TOKMAK İŞLEVİ GÖRÜYOR

Kapı tokmağı olmadığı hâlde geometrik formlu kapı tokmakları kategorisine koyabileceğimiz kapı halkaları ya da diğer adıyla şakşaklar, kapı kanadını tutarak çekme işlevini görür. Halkaların monte edildiği metalden yapılma bir göbek veya ayna bulunur. Her ne kadar basit bir daire formunda olsalar da bu şakşakların göbekleri çok işlemeli kalın saçtan oluştuğundan kapıya görsel bir zenginlik katar. Şakşaklar, metal bir karşılığı olması sayesinde ses çıkarabilir ve bazı mütevazı evlerde kapı tokmağı işlevi görür.

Anadolu, yüzyıllar boyunca üzerinde yaşayan farklı uygarlıkların estetik zevklerini yoğurmuş ve günümüze kadar ulaşan bir değerler bütününü topraklarında barındırmıştır. Mimari mirasımızın her unsuru ayrı ayrı bu bütünün bir sonucudur. Dış kapılar (cümle kapıları) ve üzerindeki metal aksesuarlar da aynı şekilde sadece fonksiyonel işlerini görmekle kalmamış, bir coğrafyanın yaşam tarzını, sanat zevkini ve zanaat inceliklerini yansıtan unsurlar olarak sanat tarihi sayfalarında yerlerini almışlardır.

İlgili Konular:
TOKİ Haber
TOKİ Haber

Sinan’ın eserlerindeki dahiyane kurgu

Mimar Sinan'ın yapılarında strüktür-mekân kullanıcı ilişkisini inceleyen Doç. Dr. Didem Erten Bilgiç, mimarın yükü zemine aktarmada geliştirdiği baldaken sistemi ve kubbe inşa etmedeki üstünlüğünü anlatıyor…
Mimar Sinan’ın yapılarında strüktür-mekân kullanıcı ilişkisini inceleyen Doç. Dr. Didem Erten Bilgiç, Sinan’ın, mimarın yükü zemine aktarmada geliştirdiği baldaken sistemi ve kubbe inşa etmedeki üstünlüğünü anlatıyor… Doç. Dr. Didem Erten Bilgiç Kocaeli ÜniversitesiMimarlık ve Tasarım Fakültesi İç Mimarlık Bölümü Mimarlıkta strüktür kavramını açıklar mısınız? Strüktür, insanın yapı yapma serüveninde nasıl bir gelişim izliyor? Bu gelişimde Pantheon, Ayasofya ve Floransa Katedrali şüphesiz önemli bir yere sahip, öyle değil mi? Mimarlıkta strüktürü, “bir yapıyı oluşturan tüm ögelerin, yer çekimi ve diğer kuvvetlere karşı biçimini koruyabilmesini sağlayan ilişkilerin tümüdür ve soyut bir kavramdır” şeklinde tanımlayabiliriz. Mimari alanda strüktür insanların barınma ihtiyacıyla ortaya çıkmıştır. Yeryüzünde var olan canlı veya cansız her şey gibi insan da yerçekimi, rüzgâr, deprem ve benzeri doğal etkilere karşı direnmek zorundadır. Kendine barınacak yerler yapmayı hedefleyen insan ilk olarak hazır bulduğu mağara ve kovuklara yerleşmiş ve yaşadığı mekânları oyarak şekillendirmeye başlamıştır. Ayrıca doğada bulduğu büyük kayaları dikerek ilk yapılarını, yani menhirleri oluşturmuştur. Daha sonra taşları üst üste dizerek yaptığı dolmenler görülmeye başlanmıştır. İlk yapı yapma eyleminin karşılığı olarak kabul edilen menhir ve dolmenler, zamanının ileri teknolojisini temsil ederken artan sosyal ilişkiler ağı kapalı alan ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Doğadan en kolay elde edilen ve en uzun ömürlü malzeme olan taş, kendine

Mimari bir öge olarak pencere

Pencerenin geleneksel mimarimizde yapılara kattığı işlevsel ve estetik değer, mekân örgütlenmesine etkisi ve yapılarda gün ışığının etkin kullanımındaki rolü…
“İç” ile “dış” arasında ilişki kuran pencerelerin mimarideki yerinin incelendiği dosyada, konunun uzman isimleri pencerenin geleneksel mimarimizde yapılara kattığı işlevsel ve estetik değeri, bir sınır ögesi olarak mekân örgütlenmesine etkisini ve yapılarda gün ışığının etkin kullanımındaki rolünü anlatıyor… GELENEKSEL KIRKLARELİ EVLERİNDE PENCERE Pencerenin tarihsel serüvenini anlatır mısınız? Geçmişten günümüze nasıl bir gelişim izlemiş pencere? İnsanların ilk yaşama mekânı olan mağaralarda kullanılan boşluk, mekâna giriş ve çıkışı sağlayarak kapı ve pencere görevini birlikte görmüştür. Bu kullanım şekli insan eliyle yapılan toprakaltı oyma strüktürlerde, ilkel barınaklarda ve ilk yerleşmelerde de devam etmiştir. Bırakılan bu boşluklar, yapının içine ışık ve havanın girmesini, iç ve dışın görüş ve geçiş bakımından bağlanmasını, hacimlerin birbirleriyle ilişki kurmalarını, aynı zamanda içeride yakılan ateş dumanının dışarıya atılmasını sağlamıştır. Soğuk ve güvenlik endişesi, bu barınakların içe dönük ve olabildiğince kapalı tutulmasına neden olmuştur. Günümüze kadar ulaşan ilk pencere örnekleri anıtsal yapılarda görülmektedir. Yapı cephesinde boşluk açılması ilk olarak kapı aracılığıyla olmuş, sonrasında daha üst kotlarda pencere boşlukları açılmıştır. İlk pencere örnekleri olumsuz hava koşullarından korunma ve güvenlik endişesiyle oldukça küçük tutulmuştur. PENCERELER BAROK DÖNEMİNDE SÜSLENİYOR, RÖNESANS’TA KÜÇÜLÜYOR Mısır lahitlerindeki alçak kabartmalarda, saray ve ev tasvirlerinde küçük dikdörtgenlerden meydana gelmiş ve bir çerçeveyle çevrilmiş pencereler görülür. Roma mimarisinde pencere Bazilika,

Çağın malzemesi: Kompozit

Yüksek katma değerli ürünlere dönüşen kompozit malzeme, yüksek mukavemet, düşük yoğunluk, kolay şekil alma gibi özellikleriyle yapı sektörünün vazgeçilmezi oldu.
Günümüzde yüksek katma değerli ürünlere dönüşen kompozit malzeme, yüksek mukavemet, düşük yoğunluk, kolay şekil alma gibi özellikleriyle yapı sektörünün pek çok uygulama alanında tercih ediliyor. Eski çağlardan bu yana ahşap, kum, toprak ve maden gibi doğadaki temel malzemeler kullanılarak beton, cam, tuğla, seramik gibi ürünler geliştirildi. Teknolojinin ilerlemesiyle ürünler daha da gelişirken temel malzemelere son yüzyılda kompozit eklendi. Kompozit, Fransızcadan dilimize geçen bir kelime. Kompozitin ilk tanımı “karma”, ikinci tanımı mimarlık terimi olarak “değişik tarzları bir araya taşıyan” olarak ifade ediliyor. Dolayısıyla kompozit malzeme, genellikle farklı özelliklere sahip olan iki veya daha fazla malzemenin kontrollü koşullar altında ve belirli oranlarda birleştirilmesiyle elde ediliyor. Karışıma giren ürünler birbirine karışmıyor; kendi kimyasal, fiziksel ve mekanik özelliklerini koruyor. Bileşenlerden ana malzeme “matris”, diğeri ise “takviye elemanı” olarak adlandırılıyor. Kompoziti oluştururken kimi zaman katkı ve dolgu maddelerine de ihtiyaç duyuluyor. Matris malzemeler genellikle polimer, metal, metal alaşımlı veya seramik gibi malzemelerden; takviye elemanları ise çelik, karbür, aramid, naylon gibi malzemelerden (lif, tabaka veya parçacık biçiminde) oluşuyor. Kompozit malzemeler konusunda çalışması bulunan Y. Mimar Fikriye Filiz Arduç, “Kompozit Malzemeler” isimli araştırmasında, kompozitleri doğal ve yapay olarak iki gruba ayırıyor. Doğal kompozitler içinde ahşap ve kemik yer alıyor. İnsan yapımı olan yapay kompozitlerin ilki kerpiç, ardından