Atıktan sanata varan bir keşfin hikâyesi

TOKİ personellerinden Eyyüp Uçak’ın anlattıkları, yaşamda yeni pencereler açmayı başarabilen bir doğa dostunun gülümseten, umut veren, mutlu eden hikâyesi…
Atıktan sanata varan bir keşfin hikâyesi

TOKİ Destek Hizmetleri ve Dokümantasyon Birim Sorumlusu Eyyüp Uçak’ın anlattıkları, yaşamda yeni pencereler açmayı başarabilen bir doğa dostunun gülümseten, umut veren, mutlu eden hikâyesi…

Küçük yaşlardan itibaren resme ilgi duyan Eyyüp Uçak, çocukları sayesinde bu ilgisini eyleme dönüştürmüş, acemice çizdiği bir dağ manzarasıyla resim yapmaya başlamış. Tuval yerine taş, vazo, cam gibi nesneleri kullanan Uçak, atık malzemeleri değerlendirerek geri kazandırmadaki hassasiyetini resim yeteneğiyle buluşturup ortaya birbirinden özgün eserler çıkarmış.

Atıktan sanat üreten TOKİ Destek Hizmetleri ve Dokümantasyon Birim Sorumlusu Eyyüp Uçak ile atık malzemeleri doğadan aldığı ilhamla boyayarak tekrar yaşama döndürmesini konuştuk.

Resim yapmaya nasıl başladınız? Sizi yönlendiren biri oldu mu?

Dedemlerin kerpiç evinin duvarına asılı karakalem bir resim vardı, onun dikkatimi çok çektiğini hatırlıyorum. Babamın yaptığını öğrendiğimde şaşırmıştım; resim daha da dikkatimi çekmişti. Resim sanatına karşı ilgim o gün başladı. Deyim yerindeyse ilk vurulma anım bu oldu diyebilirim. Sonrasında ortaokulda babamın da desteğiyle yıl sonu resim sergisine tuval üzerine bir manzara resmiyle katılmıştım.

Meslek lisesinde yapı inşaat bölümünde okudum. Teknik resmi iyi bir öğrenciydim. Dersten arta kalan zamanlarımda Ayasofya maketinin karakalem görünümünü çizmiştim. Dolayısıyla resme çocukluğumdan beri hep bir merakım vardı aslında; ancak üniversiteye hazırlık, askerlik, evlilik, iş hayatı derken resimle ilgim kesintiye uğradı, bir türlü tamamlanamayan bir hikâye olarak kaldı. Yıllar sonra tekrar resimle ilgilenmeye başladım. Geçen sene çocuklarım için taş boyama etkinliği yapmak üzere aldığım akrilik boya ve taş üzerine fırçayla acemice çizdiğim bir dağ manzarasıyla yeniden resim yapmaya başladım. Her şeyin bir zamanı var demek ki… Henüz bir eğitim almış değilim bu konuda; amatör bir ruhla, alaylı olarak devam ediyorum şimdilik.

Aileniz, çevreniz resme olan yatkınlığınızı nasıl karşılıyor?

Yaptığım resimler çocuklarımın ilgisini çekti. Onlar beğenince bir süre daha denizden topladığım taşları boyayarak resim yapmaya devam ettim. Sonra taş üzerine yaptığım resimler çocuklar dışında da beğenilmeye başlandı ve kardeşimin kapı eşikleri için değerlendirdiği denizden topladığı, daha büyük taşları manzara resimleriyle renklendirmeye başladım. ‘Sanatı ayaklar altına mı alacağız’ diye serzenişte bulundular. Resim de diğer sanat dalları gibi her yerde olmalı, insanlar sanatla iç içe olmalı. Mesela kapı eşiğinde duran bu taşlar misafirlerimizin gözüne güzel görünüyor, hoşuna gidiyor ve ‘Evet, aslında bunu biz de yapabiliriz’ diyorlar. İnsanları böyle güzel şeyler yapmaya yönlendirmek, kendilerine olan inançlarını perçinlemek de ayrıca memnuniyet verici.

Resim yaparken kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

İyi hissediyorum, rahatlıyorum, dinleniyorum resim yaparken. Bir manzarayı resmetmek; vazoya, cama ya da taşa bir çiçek, kuş, yaprak kondurmak, denizin dalgasında uçuşan güvercinlerle nesnelere hayat vermek, kişilik kazandırmak; onları özgün hâle getirmek beni mutlu ediyor. Şeker ve tansiyon hastasıyım; resim yaparak tansiyonumu kontrol altına aldım, hasta takip defterinden adımı şimdilik sildirdim.

TUVAL YERİNE KÜTÜK, YER KAROSU, CAM TUĞLA

Tuvali boyamak yerine atık malzemeleri değerlendirerek yaşama tekrar kazandırıyorsunuz, üstelik daha estetik bir formda… Atık malzemelerden “sanat” üretmeye nasıl başladınız, hangi malzemeleri kullanıyorsunuz?

Resim hayatın içinde olmalı; hayattan beslenmeli ve hayatı anlatmalı. Bu yüzden tuval yerine hayatın içinden nesnelere çizmeye, onları boyamaya başladım, tabii amatör olarak. Bazen eski bir sehpa, artık kullanılmayan bir su testisi veya vazo, kurutulmuş çiçekle bezeli boş bir çerçeve, hediye edilmiş ancak kuruyarak bir kenara kaldırılmış bonsai ağacı, hatta eski bir araba farı benim tuvalim oldu. Bu atık malzemeleri bazen ben buluyorum, çevremdekiler bu merakımı ve ilgimi bildiği için bazen de onlar bana farklı türdeki malzemeleri ulaştırıyorlar.

“ATIKLARIN BİR RUHU, YAŞANMIŞLIĞI VAR”

Çöpe (!) atılan bu atıkların bir ruhu, yaşanmışlığı var. Benim yaptığım onları doğadan aldığım ilhamla boyayarak tekrar yaşama dâhil etmek. Bir kuşun kanat çırpışı, bir yaprağın, çiçeğin sadeliği ve nahifliği, bir minarenin gün batımındaki silüeti ile bu atık malzemeler eskisinden daha farklı işlev ve görünümde, dediğiniz gibi daha estetik şekilde hayatımızda yer almaya başlıyor.

Bununla birlikte sokaktaki insandan, halktan kopuk bir şekilde, erişilmesi zor sergi salonlarına ise karşıyım. Çöpe atılan atık malzemelerden bile sanat eserleri yapılırken ve ulaşılması da o kadar kolayken, zor ulaşılan sergileri elistist buluyorum…

TOKİ’DEKİ MALZEME NUMUNELERİ İLHAM VERDİ

TOKİ’de çalışıyor olmamın resme olan ilgime şöyle bir katkısı oldu… İstanbul’daki binamızda inşaat imalatlarına dönük numune olarak gönderilen atıklar bende resim sanatıyla geri dönüşüm fikrini biraz daha kuvvetlendirdi.

Çöpe gidecek ya da inşaat molozuna dönüşecek numuneler üzerine çalışmaya başladım. Böylece hem atıl bir malzemeye işlevsellik katmaya çalışıyor hem de malzemeyi resimle harmanlayarak hepimizin evinde kullanmaktan haz duyacağı bir eşyaya, nesne dönüştürüyorum. Etrafımdaki diğer insanlara da bunu aşılamaya çalışıyorum.Mesela geçen sene İdaremizdeki ekonomik ömrünü doldurmuş ve atık hâline gelmiş otomobil lastiklerini rengârenk boyalarla renklendirerek, İstanbul hizmet binamızda bulunan kreşin bahçesine çocuklar için meyve, sebze ve çiçek saksılarıyla küçük bir yalancı su kuyusu yaptık. Çocuklar ve öğretmenleri bu lastikleri tek tek boyadı ve ekti; mevsimi gelince de ektikleri sebzeleri hep birlikte topladılar. Böylece çocuklar bulundukları ortamı renklendirmeyi ve atık malzemeleri dönüştürerek günlük yaşamda en faydalı şekilde nasıl kullanabileceğini deneyimlemiş oldu. Bu etkinliğin onları ne kadar mutlu ettiğini, birlikte ne kadar eğlendiklerini gözlemlemek beni de mutlu etti.

Bu anlamda kütükten, yer karosundan, cam tuğladan yararlanarak amatör bir şekilde çalışmalarımı sürdürüyorum. Yer karoları üzerinde yoğunlaştım; çünkü tuval benzeri kalıcı tablolar hâline geldiklerini keşfettim. İş yoğunluğundan artan zamanlarda bazen çocuklarımın da yardımıyla çizmeye, boyamaya devam ediyorum.

Ürettiğiniz eserleri nasıl değerlendiriyorsunuz? İleriye dönük bir hayaliniz ya da projeniz var mı?

Günlük yaşama kazandıracağım nesne üzerine uygun çizim yapıp akrilik boya ile boyuyor, sonra vernikleyerek nesnenin kalıcılığını, dayanaklılığını artırıyorum. O eski eşyanın, nesnenin sahibi de ortaya ne çıkacağı konusunda benim kadar heyecanlanıyor; resimle harmanlanmış objenin yeni hâlini merak ediyor. Ortaya çıkan eser, yeni hâliyle sahibinin memnuniyet dolu bakışları arasında evin ya da ofisin bir köşesinde yerini alıyor.

FARKINDA OLMAK

Bu serüvende, kendime, çevreme, doğaya farkındalığımın arttığını söyleyebilirim. Gayem, yaşadığım bu dönüşümü etrafımdaki insanların da yaşaması. Paylaşımlarımdan sonra iki arkadaşım resim yapmaya başladı; bu sanata merakları ve ilgileri arttı. Aldığım tüm eşyaları özgün bir kimlik kazandırarak sahiplerine ulaştırdım; hepsi çok mutlu oldu. Daha çok insana dokunmak beni de mutlu ediyor.

İnsanlığın türlü şekilde sınandığı ve aslında daha çok tüketmek için kavgaya tutuştuğu bir dünyada ‘farkında olmak’ gerektiği kanaatindeyim. Etrafımıza biraz farklı bakmak gerekiyor; bir eşya bir yerde atık hâline gelmiş olabilir, doğru malzemelerle kurgulandığında, ufak dokunuşlarla çöpe atılmaktan kurtulabilir. Yeter ki üzerinde biraz düşünelim…

“HEPİMİZİN YAPACAĞI BİR ŞEYLER VAR”

Aslında hepimizin yapacağı bir şeyler var. Eskiyen eşyalarınızı yenisiyle değiştirmek yerine, o eşyanın sizde bıraktığı izleri, anıları çöpe atmayıp, resim sanatıyla ona yeni özgün bir kimlik kazandırabilir, o eşyanın sizde bıraktığı anıları yanı başınızda tutabilirsiniz. Bir taraftan da hem kendiniz için hem de sizinle bu dünyayı paylaşan diğer tüm canlılar için tasarruf sağlayabilirsiniz. Ve en önemlisi de bunu yaparken mutlu olabilir, başınızı yastığa rahat koyabilirsiniz. Kulağa hoş gelmiyor mu?

Bu uğraşımı, ‘resim ve geri dönüşümü’ doğru zaman ve mekânda ve daha özgün, ulusal veya uluslararası düzeyde temsil edebilecek bir kabiliyete dönüştürmek elbette ki amaçlarımdan biri; çünkü her atık aslında kendi başına bir geri dönüşüm projesi. Bu bakış açısıyla bakıldığında sayısız proje üretilebileceği kanaatindeyim. Böylece israfa dur diyerek, farkında ve mutlu bir toplum için elimizden gelenin en iyisini yapabiliriz. Amaç, kendi kapımızın önünü süpürürken, süpürülen her atığın çöp olmadığının farkında bir toplum olmak.