Gordion antik kenti Anadolu tarihine ışık tutuyor

UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınan Ankara’daki Gordion antik kenti mimarlık, ekonomi, sanat gibi alanlarda gün yüzüne çıkan eserleriyle Anadolu tarihine ışık tutuyor.
Gordion antik kenti Anadolu tarihine ışık tutuyor

Antik dönemin en önemli arkeolojik alanlarından Gordion antik kenti, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Mimarlık, ekonomi, sanat gibi alanlarda yeniliklere beşiklik eden antik kent, Anadolu tarihine ışık tutuyor.

Dünyada en uzun süre yerleşimin görüldüğü nadir alanlar arasında yer alan Ankara Polatlı’daki Gordion antik kenti, artık bir dünya mirası alanı olarak korunacak. UNESCO Dünya Miras Komitesi’nin aldığı kararla, 4 bin yılı aşkın yerleşim tarihine sahip Gordion antik kenti, ‘Dünya Mirası’ oldu.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınan Gordion, Türkiye’nin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki 20. kültürel miras varlığı oldu.

MÖ 12. yüzyılda Anadolu’ya gelen Friglere başkentlik yapan Gordion, stratejik fetih güzergâhında olması nedeniyle Asya Fatihi Makedonya Kralı Büyük İskender’in MÖ 334 yılı kışını geçirdiği kent olarak da biliniyor. İç Anadolu’nun en önemli antik kentlerinden biri olan yerleşim, Pennsylvania Üniversitesi Arkeoloji ve Antropoloji Müzesi’ne göre Atina, Roma, Pompei, Hattuşa ve Babil ile aynı kategoride yer alıyor.

1893 yılında keşfedilen antik kentte ilk kazılar Alman arkeologlar Gustav Körte ve Alfred Körte tarafından gerçekleştirildi. Kazıya 1949’da Pennsylvania Üniversitesi Arkeoloji ve Antropoloji Müzesi’nin denetiminde Roudney Young yönetiminde devam edildi. 1988 yılıyla Gilbert Kenneth Sams başkanlığında çalışmalar yürütüldü. Şimdilerde Gordion’daki arkeolojik çalışmalara Prof. Dr. Brian Rose liderlik ediyor. Rose, Dünya Mirası olması sayesinde Gordion’a daha çok ziyaretçinin geleceğini, antik kentin daha iyi korunacağını ve kazı çalışmaları için daha kolay bütçe bulunabileceğini söylüyor.

HATTİLERDEN SELÇUKLULARA

Coğrafi konumu ve Sakarya Irmağı’nın suladığı bereketli topraklarıyla binlerce yıl insanlara yurt olan Gordion, düşle gerçeğin yoğrulduğu uygarlıkları ve tümülüsleriyle Anadolu coğrafyasında özel bir yere sahip. Gordion’da, ustaca yapılmış marangozluk işleri, dünyanın en eski ahşap yapısı, en eski taş mozaikler, en iyi korunmuş ahşap mobilyalar ve tekstil işlerine rastlamak mümkün. Frigya’nın başkenti olan Gordion antik kenti, bu özellikleri ve sahip olduğu buluntularla Anadolu tarihine ışık tutuyor.

Sakarya Irmağı ile Porsuk Çayı’nın birleştiği noktanın yukarısında kurulan kent, Ankara’ya 94 kilometre uzaklıkta, Polatlı’nın 29 kilometre kuzeybatısında yer alan Yassıhüyük’te bulunuyor.

Antik dönemden günümüze ulaşan Gordion’da Erken Tunç Çağı’nda başlayan yerleşim, günümüzde -19. yüzyılda yapılan bir demir yolu inşaatı sırasında keşfedilen- antik kentin bitişiğindeki Yassıhöyük köyünde hâlen devam ediyor.

UYGARLIKLAR MOZAİĞİ

MÖ 3000-2000 yıllarında Eski Tunç Çağı’nda Hattilerin, MÖ 2000-1100 yıllarına Orta ve Geç Tunç Çağı’nda Hititlerin, MÖ 1100-300 yıllarında Friglerin egemenliğinde olan Gordion, MÖ 6. yüzyılın başlarında Lidyalıların egemenliği altına girer. MÖ 6. yy. ortalarında Pers imparatorluğunun bir parçası hâline gelen kent, MÖ 333 yılında Büyük İskender’in gelişine kadar Perslerin egemenliği altındadır. Helenistik dönemde Galatlara ait bir ticaret şehri, MS 1. ve 7. yüzyıllarda Roma ve Bizans döneminde küçük bir köy görünümünde olan kentte, en son 12. ve 13. yüzyıllarda Selçuklu yerleşimi görülür. 4 bin yılı aşkın süreyle neredeyse yerleşimin hiç kesintiye uğramadığı kent, dünyada en uzun süre yerleşimin görüldüğü nadir alanlar arasında yer alıyor.

FRİGLERİN POLİTİK VE KÜLTÜREL BAŞKENTİ

Pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış Gordion, daha çok Friglerin politik ve kültürel başkenti ve ünlü Frig karlı Midas’ın yönetim merkezi olarak biliniyor. Arkeolojik bulgulara göre Frigler, Gordion’a Hititlerin yıkılmasıyla MÖ 12. yüzyılın sonları gibi erken bir tarihte gelir. Gordion’da İç Kale Höyüğü üzerinde Frig yerleşiminin başlamasını işaret eden Erken Demir Çağı (MÖ 1200-950) evresinin ardından kent, Erken Frig Dönemi’nde (MÖ950-800) anıtsal bir özellik kazanır. Frig politik gücünün Orta Frig Demir Çağı’na (MÖ 800-550) doğru geliştiğini belirten uzmanlar, bunun mimarideki yansımalarına ve artan inşa faaliyetlerine işaret ediyor. En parlak devrini, hakkında pek çok efsane olan Kral Midas yönetiminde yaşayan kent, politik ve askeri gücünün zirvesindedir. MÖ 9. yüzyılda ise Frig kralı Gordios (Midas’ın babası) tarafından başkent yapılır.

Gordion’un korunaklı, ticari faaliyetler için uygun, kontrol edilmesi kolay ve Sakarya Irmağı’nın (o dönemki adıyla Sangarios) bereketiyle tarıma elverişli geniş topraklara sahip olması, Friglerin bölgeyi başkent olarak seçme nedenleri arasında yer alıyor.

BÜYÜK BİR ENDÜSTRİNİN KALINTILARI

Friglerin, başkentleri Gordion’da yerleşimlerinin en erken dönemlerinde hafif konstrüksiyonlu küçük evlerden oluşan basit köy yerleşimi kurdukları, MÖ 10. yüzyılın ilk yarısında ise güçlü merkezi yönetime sahip bir krallık görünümüne ulaştıkları düşünülüyor. Antik kentte yürütülen çalışmalar, daha o yüzyılda içinde kompleks yapılardan oluşan ve üretime dayalı ekonomik bir sistem benimseyen bir topluluğun ve yerleşimin varlığını ortaya koyuyor.

MÖ 9. yüzyılda iyice gelişen kent, sağlam sur duvarları ve anıtsal yapılarıyla bir kale hâlini alıyor. MÖ 800 yıllarındaki yangın felaketinde tahrip olan ‘Erken Frig Kalesi’, eskisini tamamen kaplayacak şekilde ve çok daha yüksek bir kotta yeniden inşa ediliyor. Her iki kale karşılaştırıldığında, yeni kalenin genel olarak öncekinin kopyası olduğu görülür. Surlar içinde ana bölgeler genel olarak eski kale ile aynı görüntüyü taşıyor.

Yeni kalenin yapımında Gordios ve oğlu Midas’ın rol aldığı düşünülüyor. MÖ 8. yüzyılın sonuna doğru tamamlanan bu büyük inşa faaliyeti, güçlü devlet yönetimi altında çalışan büyük bir iş gücünün varlığını yansıtıyor.

DEMİR ÇAĞI ANITSAL MİMARİSİ “ERKEN FRİG KALESİ”

Orta Anadolu’da Demir Çağı anıtsal mimarisi için bir simge olan ‘Erken Frig Kalesi’ne (eski kale) kentin güneydoğu yanında bulunan yüksek bir kapıdan giriliyor. Kale içinde saray alanı ve teras kompleksi adı verilen iki ana bölüm bulunuyor. Saray alanında iki büyük üstü açık ve kalın bir duvarla ayrılan iki avlu ve avluların güneybatısında teras kompleksi yer alıyor. Bu kompleks, iki uzun, çok bölümlü, geniş bir caddenin iki yanında birbirine bakar şekilde konumlanmış binaları kapsıyor.

Saray bölgesinde -dikdörtgen şeklinde büyük bir oda ve ön tarafta daha küçük bir girişten oluşan bir yapı türü olan- megaronlar yer alıyor. Kale içindeki megaroların en büyüğünün, Gordion’un MÖ 9. yüzyıl yöneticileri tarafından zenginliklerini gösterebilecekleri kabul yeri ve dinleme alanı olarak kullanıldığı düşünülüyor. Tahıl işlenen ve dokumacılık yapılan hareketli yerler olan teras binasında da dokuma tezgâhları, buğday ve arpa için öğütme taşları, ekmek pişirmede kullanılan seramikler ve sarayın ihtiyaçlarını karşılayan atölyeler yer alıyor.

Saray alanındaki yapıların birinde görülen çakıl taşı mozaik taban döşemesi, Antik Çağ’da bezemeci döşeme tarzının bilinen en eski örneğini oluşturuyor ve yöntemin Frigler tarafından icat edildiğini gösteriyor. Ayrıca buluntular arasında yer alan çok miktardaki seramik kap ve demir objeler, Friglerin büyük bir endüstriye sahip olduğunu da kanıtlıyor.

GORDİON EKONOMİSİ

Gordion ekonomisini ham maddesi keçi ve koyun yünlerinden oluşan dokumacılık, dericilik, tüm antik dünyaya ihraç ettikleri demir ve tunç işleme ürünler, mobilya sanayi ve (Anadolu’ya geliş yerleri olan güneydoğu Avrupa ve Balkanlar’da iyi bildikleri ve bugün de hâlâ o bölgelerde yapılan) ballı şarap oluşturuyordu.

AHŞAP MEZAR ODALI GORDİON TÜMÜLÜSLERİ

Gordion çevresinde, dağınık bir şekilde, Friglerin hüküm sürdüğü farklı dönemlere tarihlenen (Erken Frig Dönemi’nden Helenistik Dönem’e kadar) çeşitli ölçülerde tümülüsler bulunuyor. Bunlar üstleri yığma toprak tepeciklerle örtülmüş, tavanı, tabanı ve dış kısmında Porsuk, Toros Sediri, Sarıçam, Ardıç gibi farklı tür ağaçların kullanıldığı mezarlar.

Kazılan en erken elit mezarı, Tümülüs W, MÖ 850 civarında inşa edilmiş. Tüm Gordion tümülüsleri arasında ikinci büyük mezar olan yapının yüksekliği 22 metreyi buluyor. Tümülüste gömülü yetişkin erkeğin ise yönetici ailesinden olduğu düşünülüyor. Frig soylularının, zenginlerinin ve önemli kişilerin görkemli mezarlarına ev sahipliği yapan Gordion’daki mezarların en büyüğünün Frig Kralı Gordios’a ait olduğu düşünülüyor. MÖ 8. yüzyılda yapılmış olan Büyük Tümülüs, yaklaşık 300 metrelik çapı ve 55 metrelik yüksekliğiyle antik dünyanın ikinci büyük tümülüsü. MM olarak adlandırılan bu en yaşlı tümülüs, 3750 yıllık ardıç tomruklarla desteklenen, çam ağacından yapılmış ahşap mezar odasıyla dünyada tek örnektir. Günümüze ulaşabilmiş ahşap yapıya, bir Türk mühendislik eseri olan ve Zonguldaklı maden işçilerinin açtığı 82 metrelik tüneli geçtikten sonra ulaşılıyor.

Gordion tümülüsleri içinde üzerinde en çok çalışılan Tümülüs MM’nin mezar odasında bir erkek iskeleti, dokuz ahşap masa ile iki tane tahta paravan, üç büyük bronz kazan, kepçeler, sürahiler, çeşitli büyüklükte 166 bronz kâse ve iskeletin başucunda 145 fibula (bir tür süslü çengelli iğne) bulunmuş.

Krallar arası hediye değiş tokuşuyla Suriye’den Gordion’a kadar geldiği düşünülen hayvan başlı kovalar ve kazanlar gibi çok sayıda tunç objeye de rastlanmış. Mezarda bulunan geometrik motifli zarif kakma bezemeli mobilyalar, Frig sanatçılarının özgün ve hünerli ustalığına işaret ediyor.

AHŞAP VE SERAMİK OYUNCAKLAR

Gordion’daki tümülüslerden bir diğeri Tümülüs P. MÖ 700 yıllarında yapıldığı sanılan bu yığma mezar, yaklaşık 80 metre çapında ve 12 metre yüksekliğe sahip. Tümülüsün ahşap mezar odasında bulunan Frig kraliyet ailesinden bir prens veya prensese ait olduğu düşünülen iskelet ile ağaçtan yapılmış aslan, at ve geyik gibi oyuncaklar, buranın bir çocuk mezarı olduğunu gösteriyor.  85 tümülüsün bulunduğu Gordion’da elde edilen buluntular, bölgede ahşabın kullanımının MÖ 9. yy.’a kadar uzandığını gösteriyor.

Gül Demirdaş – TOKİ HABER