Mekansız bir hareket: Sokak sanatı

Sanatı galeri ve müzayedelerden çekip çıkararak gündelik yaşamın tam ortasına yerleştiren sokak sanatı, duvarları, asfaltı, direkleri, yolları, kaldırımları tablo hâline getiriyor.

Sanatı galeri ve müzayedelerden çekip çıkararak gündelik yaşamın tam ortasına yerleştiren sokak sanatı (Street Art), tüm dünyada hızla yayılıyor. Duvarları, asfaltı, direkleri, yolları, kaldırımları tablo hâline getiren sanatçıların farklı motivasyonları var; kimisi politik bir duruş sergiliyor kimisi modern insanın sorunlarını anlatıyor. Kimi de sadece eğlence ve mizah peşinde.

“Sanat nedir” kadar eski değilse bile uzun süredir tartışılan bir soru var: “Sanatın mekânı var mıdır?” Resim, heykel, müzik, tiyatro gibi sanat dalları tarih boyunca kendi özel şartlarına sahip olsa da günümüz dünyası tüm kuralları esneten, hatta yıkan sanatçıların oyun alanına dönüşüyor. Yıkık bir duvar, eski bir çöp tenekesi, cılız bir ağaç ya da boş bir apartman cephesi yaratıcı dokunuşlarla birden bulunduğu çevrenin en dikkat çekici nesnesine dönüşebiliyor. Ve buna kısaca “sokak sanatı” deniyor.

Sokak sanatını teorik anlamda incelemek kolay değil. Görece yeni denebilecek bu akımın hem geleneksel hem de modern sanat anlayışının önümüze koyduğu kalıpların dışında durması işi biraz zorlaştırıyor. Buna karşın duvarları, asfaltı, direkleri, yolları, kaldırımları tablo hâline getirerek sanatını bedava sunan, insanlığın her türden sorununa kayıtsız kalmayan sokak sanatçılarının sayısı günden güne artıyor.

DÜNYANIN EN BÜYÜK MEDYASI: SOKAK

Sokak sanatının günlük hayatın sıkça karşılaştığımız bir parçası hâline gelerek belli bir üne kavuşması yeni sayılsa da geçmişi 1920’lere kadar uzanıyor. Hikâyenin, sokak çetelerinin tren ya da otobüs kenarlarına çizdiği ufak resimlerle başladığını söylemek mümkün. Seksenler, sokak sanatı tarihinin dönüm noktalarından biri kabul ediliyor. Çünkü o tarihe kadar sosyal-politik çevrelere isyan eden gençlerin protesto biçimlerinden biri olan bu akım, seksenlerde yetişkinlerin de ilgi alanına girdi. Gençlerin parmak uçlarından ve boya kutularından çıkan bu güçlü sanatsal ifade yasa dışı olmasına rağmen oldukça büyük bir kesime hitap etmeye başladı ve profesyonel sanatçılar tarafından da sahiplenildi. Sokak sanatı (street art) bu dönemde terim olarak ilk Jean-Michel Basquiat, Andy Warhol, Richard Hambelton gibi sanatçılar tarafından kullanıldı. Adı geçenler ve başka birçok sanatçı daha reklam sektörünün egemenliğine bir başkaldırı olarak sokakları medya unsuruna dönüştürdü.

ÖNCE GRAFİTİ VARDI

Sokak sanatı denince akla önce grafiti geliyor doğal olarak. Ancak bu iki akım arasında önemli farklar var. Grafiti sanatçıları eserlerini kamusal alana yerleştirseler de genel olarak eserlerinin toplum tarafından anlaşılmasıyla ilgilenmezler; muhatapları diğer grafiti sanatçılarıdır. Sokak sanatçılarıysa çoğu kez bir açıklama, anlatma derdi taşıdığı için eserlerinin herkes tarafından görülmesini ister, bu yüzden de grafiti sanatçılarından farklı olarak genellikle eserlerine imza atmazlar.

Sokak sanatının en temel biçiminin yazı ve slogan olduğunu söyleyebiliriz. Bazı araştırmacılara göre bu alanda üretilen ilk iş, II. Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan “Kilroy Was Here” adlı grafiti. New York’ta 1960’larda doğan ve seksenlerde altın çağını yaşayan grafiti türleri özellikle Bronx metrolarında görülmeye değer ürünler verdi. Seksenler, sokak sanatında yazıdan kavramsal betimlemeye geçişin de yaşandığı bir dönem. Richard Hambleton’ın gölge figürleri bunun ilk örneklerinden.

YOLUN SONU TİCARET Mİ?

Günümüzde sokak sanatı, en şöhretli müzelerde yer bulan, müzayedelerde büyük bütçelerle anılan bir alan hâline geldi. Bu durum birçok sokak sanatçısı tarafından yoğun olarak eleştiriliyor ve sokak sanatının amacından saparak diğer sanat türleri gibi ticari bir metaya dönüştürüldüğü savunuluyor. Bu konuda en çok tepki çeken isimlerden biri de ironik biçimde sokak sanatını geniş kitlelerin dikkatine taşıyarak en önemli eleştirel mecralardan biri olarak varlığını sürdürmesini sağlayan Banksy.

Gerçek kimliğini “meşhur olmamak” için özenle saklayan Banksy, 10 yıldır İngiltere başta olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde yaptığı duvar resimleriyle adını duyurdu. Çalışmalarında savaş karşıtı, çevreci, hayvan haklarını savunan ve tüketim çılgınlığını eleştiren mesajlar veren Banksy, “dünyanın en büyük açık hava hapishanesi” olarak tanımladığı Filistin’de İsrail-Filistin duvarına kendi tarzıyla dokuz grafiti yaptı. Londra’daki Andipa Gallery’de eserlerini milyon dolarlara satarak kendini popüler kültüre kurban ettiği tartışılan Banksy’nin, geçtiğimiz yıllarda “iş üstünde” yakalanarak tutuklandığı da iddia edilmişti.

Sokakta popüler olduktan sonra sermayenin radarına giren tek isim Banksy değil. Başkanlık için yarıştığı sırada Barack Obama’ya hazırladığı poster tasarımıyla adını geniş kitlelere duyuran Shephard Fairey’nin de benzer bir hikâyesi var. 1989’da güzel sanatlar öğrencisiyken “Andre the Giant” adı altında sokak sanatı hareketi başlatan Fairey, o zaman sadece bir sticker çalışması olup bugün dünyanın her yerine yayılan OBEY’in de çizeri. OBEY’in anlamının (itaat etmek) tüm dünyaya yayılmasından hoşnut olsa da ironik biçimde adının hakkını vererek bir moda trendi oluşturmasının, ticari bir markaya dönüşmesinin önüne geçememiş Fairey.

TÜM DÜNYA SİYAH BEYAZ

İsmi çok fazla zikredilmese de dünyanın uluslararası anlamda en etkin sokak sanatçılarından biri de JR. Önceleri sokaklarda grafiti yaparken bir gün Paris metrosunda bir kamera bulup arkadaşlarını ve kendisini grafiti yaparken kayda almaya ve fotoğraflamaya başlayan JR, henüz 17 yaşındayken çektiği bu fotoğrafların kopyalarını şehrin duvarlarına asmaya başladı. Her yıl sadece bir kişinin layık görüldüğü prestijli TED ödülünün 2011’deki sahibi JR, ödülükazandıktan sonra hayata geçirdiği “Inside Out” projesiyle küresel çapta bir sokak akımı başlattı. Bu projede dünyanın herhangi bir yerindeki katılımcı bir fikri, projeyi, hareketi veya deneyimi paylaşmak için portre fotoğraflarını çekip iletiyor, JR ve ekibi de bu fotoğrafları duvarlara yapıştırılacak boyutlarda siyah-beyaz basarak katılımcıya gönderiyor. Daha sonra katılımcı bu işi istediği bir duvarda yayınlıyor. JR’ın bu projesi 100’ün üzerinde ülkede on binlerce poster asılmasına vesile oldu.

Henüz dünya çapında tanınırlıkları olmasa da Türkiye’de de sokak sanatçılarının sayısı giderek artıyor. Yolu Çukurcuma’dan, Galata’dan, Asmalımescit’ten geçen çoğu kimse semt duvarlarındaki kızgın bakışlı pandaları görmüştür. Onları İstanbul’un sokaklarına kazandıran Leo Lunatic, halkın arasına karıştırmaya çalıştığı bu hayvanları kızgın olarak resmetse de aslında kendisi gibi utangaç olduklarını söylüyor. Leo Lunatic’in pandalarından en ünlüsü, aynı zamanda en eskilerinden olan Çukurcuma’daki dev panda. Kızgın pandaların sayısı her geçen gün artıyor; pandalar bazen başlarına fes takıyor, bazen de cerrahlardan ya da Yunan tanrılarından rol çalıyor.

KARAKÖY’ÜN KANATLI LAMBALARI

Bir diğer dikkat çeken Türk sokak sanatçısı ise Kien. Kien’in dikkat çekici işlerini özellikle Bomontiada civarındaki duvarlarda görmek mümkün. Stranger Things dizisinin en sevilen karakterlerinden Dustin’i ya da sosyal medya like’larıyla kendinden geçen astronotu bu akımın ilgilileri yakından tanıyor. Ama Kien’in alametifarikası Karaköy duvarlarına çizdiği kanatlı lambalar. Gerçek adı Ümit Şentürk olan Kien, grafitiyi bıraktığı bir dönemin ardından geri dönmeye karar verdiğinde tasarladığı bu imgeyi Karaköy’ün birçok noktasına kondurmuş.

Eskiye nazaran daha az iş üretse de İstanbul sokaklarıyla özdeşleşen bir diğer sokak sanatçısı No More Lies. Kendisinin en popüler işlerinde hayvan figürleri yer alıyor. Galata’da bir inşaata yerleştirdiği zebraların ardından gergedanlar, bukelamunlar, tilkiler ve daha fazlası çıkagelmiş. İşleri arasında belki de en çok sevilen ve dikkat çekense Karaköy’de Kılıç Ali Paşa Hamamı’nın yan sokağında bulunan tilki ile Sirkeci’deki bir dalgakıranın üzerinde yer alan kutup ayıları.

Kimisi için politik duruş kimisi için insanlık hâllerini anlatma aracı kimisi için mizah kimisi içinse salt estetik anlamına gelen; hiçbir galeriye, sponsora, pahalı malzemeye ihtiyaç duymaması, buna karşılık internetin de etkisiyle geniş kitlelere ulaşarak yaygınlaşan (ve kaçınılmaz olarak ticarileşmeye de başlayan) sokak sanatının klasik anlamıyla “sanat” sayılacağı günlerin ne zaman geleceği şimdilik belirsiz. Ama kesin olan bir şey var ki; sokağın gücü, müze ve galerilerden daha az değil.

TOKİ Haber Dergisi

İlgili Konular:
TOKİ Haber
TOKİ Haber

Anadolu’nun kapı tokmakları

Geleneksel Anadolu evlerinin kapı tokmakları, işlevsel bir amaca hizmet etmenin yanında Anadolu'nun yaşam tarzını, sanat zevkini ve zanaat inceliklerini yansıtıyor.
Geleneksel Anadolu evlerinin kapı tokmakları, işlevsel bir amaca hizmet etmenin yanında Anadolu’nun yaşam tarzını, sanat zevkini ve zanaat inceliklerini yansıtıyor. Anadolu’da yakın geçmiş yaşamın izlerini sürebilmek için en önemli verilerden birisi mimari mirastır. Mimari bize sadece yapılı çevre hakkında fikir vermekle kalmaz, aynı zamanda kültürel ve sosyoekonomik alanda da pek çok ipucu verir. Bu sebeple mimari mirasın belgelenmesi hem mimarlık tarihi bilimine katkı sunacak hem de gelecek kuşaklar için sağlam bir başvuru kaynağı olacaktır. Mimari mirasımızın önemli bir parçası olan geleneksel konutlar, kültürümüzün özünü taşıyan, bunu bize ve gelecek nesillere aktaracak olan en önemli varlıklarımızın başında gelir. Kültürümüzün kaybolmaması için bu konutların özenle korunması, bu ülkede yaşayan her bireyin görevi olmalıdır. Y. MİMAR GÖKÇEK BOYRAZ DIŞ KAPILAR CEPHE SÜSLEMELERİNİN VAZGEÇİLMEZİ Anadolu şehirlerinde çok sık gördüğümüz, genellikle 19. yüzyıla tarihlenen geleneksel konutların cephe süslemelerinin vazgeçilmez ögelerinden biri de dış kapılardır. Evlerin sokakla ilişkisini sağlayan dış kapılar, mahrem olanı umumi olandan ayıran, hem özel hem tüzel sayabileceğimiz yapı elemanlarıdır. Evlerdeki kapılar bir avlu kapısı olabileceği gibi doğrudan evin taşlığına açılan bir kapı da olabilir. Cephede bulunma konumları, cepheyle aynı yüzeyde veya cepheden içe çekilmiş durumdadır. Konut mimarisinde cepheden dışa doğru çıkan kapılara çok rastlanmaz. Kapıda bekleyen kişilerin hava şartlarından etkilenmemesi için cepheden

Çağın malzemesi: Kompozit

Yüksek katma değerli ürünlere dönüşen kompozit malzeme, yüksek mukavemet, düşük yoğunluk, kolay şekil alma gibi özellikleriyle yapı sektörünün vazgeçilmezi oldu.
Günümüzde yüksek katma değerli ürünlere dönüşen kompozit malzeme, yüksek mukavemet, düşük yoğunluk, kolay şekil alma gibi özellikleriyle yapı sektörünün pek çok uygulama alanında tercih ediliyor. Eski çağlardan bu yana ahşap, kum, toprak ve maden gibi doğadaki temel malzemeler kullanılarak beton, cam, tuğla, seramik gibi ürünler geliştirildi. Teknolojinin ilerlemesiyle ürünler daha da gelişirken temel malzemelere son yüzyılda kompozit eklendi. Kompozit, Fransızcadan dilimize geçen bir kelime. Kompozitin ilk tanımı “karma”, ikinci tanımı mimarlık terimi olarak “değişik tarzları bir araya taşıyan” olarak ifade ediliyor. Dolayısıyla kompozit malzeme, genellikle farklı özelliklere sahip olan iki veya daha fazla malzemenin kontrollü koşullar altında ve belirli oranlarda birleştirilmesiyle elde ediliyor. Karışıma giren ürünler birbirine karışmıyor; kendi kimyasal, fiziksel ve mekanik özelliklerini koruyor. Bileşenlerden ana malzeme “matris”, diğeri ise “takviye elemanı” olarak adlandırılıyor. Kompoziti oluştururken kimi zaman katkı ve dolgu maddelerine de ihtiyaç duyuluyor. Matris malzemeler genellikle polimer, metal, metal alaşımlı veya seramik gibi malzemelerden; takviye elemanları ise çelik, karbür, aramid, naylon gibi malzemelerden (lif, tabaka veya parçacık biçiminde) oluşuyor. Kompozit malzemeler konusunda çalışması bulunan Y. Mimar Fikriye Filiz Arduç, “Kompozit Malzemeler” isimli araştırmasında, kompozitleri doğal ve yapay olarak iki gruba ayırıyor. Doğal kompozitler içinde ahşap ve kemik yer alıyor. İnsan yapımı olan yapay kompozitlerin ilki kerpiç, ardından

Geçmişten günümüze “su mimarisi”

Suyun mekân ve çevreyle ilişkisini ele alan uzmanlar, su ve peyzaj ilişkisi, tasarıma etkisi, İstanbul ve Osmanlı'daki su mimarisi ve sürdürülebilir su kültürünü anlatıyor.
Suyun mekân ve çevreyle ilişkisini ele alan uzmanlar, su ve peyzaj ilişkisi, mimari bir öge olan suyun tasarıma etkisi, İstanbul’un su mimarisi, Osmanlı’daki su yapıları ve sürdürülebilir su kültürünü anlatıyor. SU KÜLTÜRÜ VE MİMARİ Fatih BahçeciUzman Sanat Tarihçisi İnsanoğlunun suyla ilişkisi ne zaman başladı? Geçmişten bugüne su kültürünü anlatır mısınız? İnsanlık tarihinde su, yaşamın vazgeçilmez bir unsuru olmuştur. Hayat için su kadar hiçbir maddenin ihtiyaç ve önemi olmamış, maddi ve manevi dünyada her şey suya dayalı olarak gelişmiştir. Medeniyet tarihinde toplumların bir araya geldiği noktalar hep su kenarları olmuş, su için savaşlar yapılmış, politikalar güdülmüştür. İlk çağlarda kentleşmeler ve daha sonra devletin çekirdeğini oluşturacak örgütlenmeler nehir boylarına yerleşmiş halklarda görülmüştür. Yerleşik hayata geçişte şehre veya sulama için araziye su temini tüm medeniyetlerin ana problemlerinden biri olmuştur. İnsanoğlunun suyla ilişkisi uygarlık tarihi kadar eskidir. Su tesisleri yaklaşık 6 bin yıl öncesinde kurulmuş ve suyla gelen medeniyet ilk olarak Nil, Fırat, Dicle, İndüs ve Huang-ho nehirlerinin geçtiği alanlarda başlamıştır. Mısır’da bulunan ve üzerinde sulamayla ilgili bir töreni gösteren MÖ 3200 tarihli vazo, su kültünün ilk izlerini taşır. Anadolu’da ise suyla ilgili yapıların tarihi Hititler ile Frigler’e kadar uzanmaktadır. Antik Çağ’ın ve Yunan mitolojisinin en önemli kaynaklarından Homeros, başlangıçta yalnızca su olduğunu yazar.