Mozaiği Çağdaş Sanat Galerisine taşıyan sanatçı

Geçmişi binlerce yıl öncesine uzanan mozaik sanatını Çağdaş Sanat Galerilerine taşıyan Hülya Vurnal İkizgül, yaptığı çalışmalarla Türk Mozaik Sanatına değer katıyor.
Mozaiği Çağdaş Sanat Galerisine taşıyan sanatçı

Hülya Vurnal İkizgül, geçmişi binlerce yıl öncesine uzanan mozaik sanatını 1990’larda Çağdaş Sanat Galerilerine taşıyarak Türk Mozaik Sanatına değer katan bir sanatçımız. Mozaiği resim diline başarıyla yerleştiren İkizgül, yaşamın kutsallığını doğal malzemelerle resmetmeye devam ediyor.

Türkiye bir mozaik cenneti. Mozaik denince aklımıza ilk olarak, son büyük keşifler arasında yer alan ve dünyada büyük ses getiren Gaziantep’teki Zeugma Antik Kenti ile anlamlı bakışları, dağınık saçlarıyla ünlü Çingene Kızı mozaiği geliyor. Ancak Türkiye’de bu eserin sergilendiği Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi ile birlikte beş mozaik müzesi bulunuyor: Hatay Mozaik Müzesi, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi-Haleplibahçe Mozaik Müzesi, Adana Misis Mozaik Müzesi, Mersin Narlıkuyu Mozaik Müzesi ve İstanbul Büyük Saraylar Mozaik Müzesi.

Gaziantep’te tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan Zeugma Mozaik Müzesi gerek yapı kompleksi gerek içinde yer alan eserleri açısından dünyanın en önemli müzeleri arasında yer alıyor. 2014 yılında açılan Hatay Arkeoloji Müzesi ise sergilenen mozaiklerin toplam alanının 3 bin 250 metrekareyi bulmasıyla dünyanın en büyük mozaiklerinin sergilendiği müze unvanına sahip.

Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki arkeolojik kazılarla gün yüzüne çıkan mozaiklerin yurt dışında tanıtımını içeren Mozaik Yolu Projesi, bu alandaki zenginliğimizi ortaya koyan bir proje. Türkiye’nin mozaik zenginliği, ülkemizin dört bir yanındaki tarihi yapılarda yüzlerce yıldır kendini göstermeye devam ediyor.

MOZAİK SANATININ MODERN MİMARİYLE BULUŞMASI

Geçmişi yüzlerce yıl öncesine dayanan mozaik sanatını 20. yüzyılda modern mimariye taşıyan sanatçı Bedri Rahmi Eyüboğlu oldu. O döneme kadar mozaik, arkeoloji çerçevesinden dışarı çıkamayan bir resim diliyken Bedri Rahmi mozaik sanatının ilk çağdaş örneklerini verdi. Böylelikle Bedri Rahmi 1950-70 döneminde mozaik kullanarak plastik sanatları mimariye taşıyan ilk sanatçı oldu. 1990’larda ise henüz 20’li yaşlarının başında genç bir sanatçı olan Hülya Vurnal İkizgül, mozaiği mimariden ayırarak bağımsız bir sanat olarak galerilere taşıdı.

ÜÇ BOYUTLU MOZAİKLER

Hülya Vurnal İkizgül, ilk sergisinde Türkiye’deki sanatseverleri ilk kez mozaik heykellerle, üç boyutlu mozaiklerle tanıştırdı. Eserlerini ikinci sergisiyle Fransa’ya taşıyan ve Türkiye’ye ödülle dönen Hülya Vurnal İkizgül, bugüne kadar altı uluslararası ödülle birlikte 16 kişisel, 22 karma sergi açtı. Mozaiği bir resim sanatı diline ve tekniğine dönüştüren sanatçı, sanatına hizmet edecek her türlü doğal malzeme ve yeni tekniğe açık olduğunu söylüyor. Mozaikte kullandığı dağ veya deniz taşlarını kendisi temin eden, doğal yapısını bozmadan onları tek tek şekillendiren sanatçı, kullandığı kâğıtları da elleriyle eskitip şekillendiriyor.

Doğal malzemeleri giydirdiği sanatına, yaşamın kutsallığını resmeden Hülya Vurnal İkizgül ile sanat dolu keyifli bir sohbet ettik.

Yüksek lisans tezinizle Türkiye’nin mozaik sanatına bilimsel katkılarınız oldu, bu süreci anlatır mısınız?

Okul çağından önce bile kendimi resimle ifade eden bir çocuktum. Babam bu durumun farkındaydı. Bana resim malzemeleri getiriyordu. Resim tutkum lisede devam etti ve beni güzel sanatlara taşıdı. Üniversite son sınıfta babamın kabrini tasarlarken ilk kez kullandığım mozaik sanatını daha yakından tanımaya karar verdim ve yüksek lisansımı “Roma-Bizans mozaikleri ve 1960 sonrası Eren Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu mozaikleri” konulu tezimle tamamladım. O yıllarda Fethi Arda’nın, mozaik sanatının Türkiye’deki güncelini anlatan “Duvara Çakılı Resim” tezi dışında yazılı kayıt olmadığı için birebir görüşmelerle kendi kaydımı oluşturma şansım oldu.

Şimdiye dek bu tez birçok araştırmaya ve kitaba kaynak oldu. Ama bazı çalışmalarda kullanıldığı hâlde kaynakçada gösterilmemesi beni emeğe saygısızlık olarak üzmüştü. Tez çalışmam, bu sanata dair nelerin yapılması gerektiği konusunda beni bilinçlendirdi. Tezi hazırlarken aynı zamanda ilk sergimin hazırlıklarını da yapıyordum.

“MOZAİK SANATI MİMARİYLE BİR BÜTÜNDÜR TABUSUNU YIKTIM”

Bu topraklarda mozaik yüzyıllardır vardı ama mimariyle, arkeolojiyle ilişkiliydi. Daha çok yer ve duvar süslemesiydi. Siz 1990’larda mozaik sanatını mimariden çıkarıp günümüz sanatına taşıdınız. Kısaca aktarır mısınız o süreçte yaşadıklarınızı?

Ülkemizde mozaik, mimariden kopuk olarak düşünülmemiş ve arkeolojik çerçevesinden dışarı çıkamamış bir resim diliydi. 1950-70 döneminde Bedri Rahmi Eyüboğlu ve öğrencileri, mozaik sanatının ilk çağdaş örneklerini verdi. Bedri Rahmi ressam, şair, gazeteci olarak çok yönlü bir sanatçıdır ama mozaikte önemli bir çağ açtığını çok kişi bilmez; bu benim için çok değerlidir. Mozaik tekniği aracılığıyla plastik sanatları mimariye taşıyan Bedri Rahmi, kendi dönemine iz bırakmış, öncü bir sanatçıdır.

1990’larda Bedri Rahmi’nin tam tersini yaparak, mimariden ayrı düşünülmeyen mozaik sanatını, çağdaş bir dil ve yeni tekniklerle, sanat galerilerine bağımsız bir sanat olarak taşıdım. Bu, Türk Resim Sanatında alışılmadık bir durumdu. Bu sanatı arkeolojik kalıbından çıkarıp, dünyada olduğu gibi bizde de günümüz sanatında hak ettiği yerini almasını istedim. Böylelikle günümüzdeki çağdaş mozaik sanatçılarına ve sergilerine zemin oluştu. İlk sergim olan Ayasofya sergisi, benim için olduğu kadar Türkiye için de bir ilkti ve önemliydi. “Mozaik sanatı mimariyle bir bütündür” tabusunu bu ilk sergimle yıktım. Büyük ebatlı, üç boyutlu resim ve heykelleri, başlı başına bağımsız sanat birimleri olarak ilk kez burada sergiledim.

Nasıl karşılandı ülkemizde?

Mozaik sanatına arkeolojik algıyla bakan, mimari şablonundan çıkamayan, sanattan çok zanaat kısmına takılan, yeniye kapalı inatçı düşüncelerle de savaşarak üretmek zorunda kaldım. Asıl yorucu kısmı benim için bu oldu. Mozaiğin bir resim dili olduğunu, mimariden bağımsız günümüz sanatına ayak uydurabileceğini savunmuş bir sanatçıyım. Eski bir sanatı, yeni teknik ve malzemelerle çağınıza göre yenilediğinizde onun kalıplarını değiştirmeniz çok zor. Plastik sanatlarda bu tür dinamikler gerekli görülürken, mozaik sanatının arkeolojik örtüsüyle tozlanması isteniyor. Tarihte çok popüler olan bu sanatın sanatçıları, dönemlerinin çağdaşlarıydı. Bedri Rahmi’nin dediği gibi, “Sanatçının her devirde kendine göre bir tezgâhı vardır.”

Sanatçı çağına ait izleri geleceğe, araştırma yeteneğini ve heyecanını canlı tutarak taşıyabilecektir. O dönemler ilk olan bu düşünceyi kabul ettirmem zor olsa da artık günümüzde dünyada mozaik sanatı, kendini sürekli deneyimlediği, yenilediği bir yerdedir. Bu nedenle kullanılan malzeme ve teknikle bu resim dilini sınırlandırmayı sevmiyorum. Sanatçı, sanatın hangi disiplininden olursa olsun ve kullandığı teknik ve malzeme ne olursa olsun, ortaya çıkan eser, sanatsal söylemin önüne geçmemelidir.

ZEUGMA MOZAİK MÜZESİ’NE SAHİP OLAN TÜRKİYE’DE ÇAĞDAŞ MOZAİK OKULU YOK

Türkiye’de çağdaş mozaik sanatını dünya standartlarına getirebilmek için pek çok çalışmanız oldu. Bunlardan kısaca bahseder misiniz?

Türkiye’nin eksiği, dünya birincisi Zeugma Mozaik Müzesi’ne sahip olduğu hâlde, çağdaş mozaik okullarına sahip olmamasıdır. Aslında bizim öncelikli hedefimiz buydu. Biz sanat mı, zanaat mı diye tartışırken dünya çağdaş mozaik okullarıyla çok yol aldı. Uzun yıllar bu konuda birçok projede çalıştım. Üniversitelerin güzel sanatlar bölümüne bağlı çağdaş mozaik sanat atölyelerinin açılması gerektiği önemine değindim. Bu projelerimizde Devrim Erbil ve birçok değerli hocalarımız, bize destek oldu. Güzel projeler gerçekleştirsek de istediğimiz gibi yeterli düzeye getirilemedi. AIEMA (Uluslararası Antik Mozaik Çalışmaları) üyesi olarak birçok konferans ve sempozyumda bildiri sundum, bildiri ve makalelerim yayınlandı. Artık söylem zamanını geçtik ancak eğitimle, bu kavram kargaşasına bir son verip dünya standartlarına ulaşabiliriz.

Sanatınızdan ve tekniğinizden söz eder misiz?

Teknik olarak doğal malzemelerle doğayı kullanarak resim yapmayı seçtim. Benim sanatımı özel kılan hususlardan biri, malzemenin de kendi üretimim olması. Deniz ve dağ taşlarını, özel yaptırdığım makineyle şekillendirerek, kendi doğal renkleri ve dokusuyla kullanıyorum. Kâğıtları da kendim hazırlıyorum; onları doğal yollarla, sabırla eskiterek renklendirip resmime hazırlıyorum. Sanatımın felsefesiyle örtüşen her türlü doğal malzemeye ve bu malzemeleri bir araya getiren her türlü tekniğe açığım. Bu nedenle üretim sürecim uzun sürüyor. Bu süreçteki sürprizler, bir sonraki yolculuğa beni hazırladığı için, üretimdeki bu keyfi çok önemsiyorum ve seviyorum.

“TORBA TORBA GÜNEŞLER GETİRECEĞİM YARINLARINDA ÜŞÜMEDEN UYANACAKSIN”

Etkileyici, yüreğe dokunan şiirleriniz var. Sergilerinizin anlatıcı metinlerini de siz mi yazıyorsunuz?

Bir sanatçı olarak duygularımı sadece görsel imgeye dökmüyorum, söylem de benim için çok önemli. Şiir ve öykü ile ilişkim hep vardı. Bu yanım önceleri resme olan ilgimin arkasında kaldı. Daha sonra yazılarımı, eserlerimin altında dipnot gibi sergilemeye başladım ve çok etkili oldu. Üretim sürecinde eserle kurduğum bağ sırasında ortaya çıkan yazılarımı, eserle birlikte sergilemeyi seviyorum.

Çalışma biçiminiz nasıldır? Sanatçı sadece ilham gelince mi çalışır? Nelerden besleniyorsunuz?

Ben ilhama inanmıyorum. İlham diye bir şey yok, sadece kendinizi beslemeniz söz konusu. Benim için beslenme, ilhamın kendisidir. Beslenme süreci çok hızlı olabildiği gibi çok kısır da olabiliyor. Mesela atölyede ne kadar zaman geçirirsem kendimi o kadar hazır ve dolu hissediyorum. Üretmesem de kendi mekânımda olmak, beslenme sürecini hızlandırıyor. Yaşadığınız bir andan veya yaşayan başka birilerinin hayatından bile beslenebilirsiniz. Hazır hissettikçe üretirsiniz, ürettikçe düşünce doğmaya başlar. O anlar en sevdiğim anlardır ve o esnada atölyeden uzaklaşmak istemem. Bir işi bitirmek üzereyken sonraki proje aklıma gelir ama mekân dışına çıkıp bölününce düşüncelerin yönü değişiyor. Atölyede dinlenmeyi tercih ederim. Dostlarımı da atölyemde ağırlamayı severim.

ANA RAHMİNDE TOHUM OLMAK

Yeni sergilerinizden de bahseder misiniz?

Yeni olarak “Tohum” serisini ürettim, bu seri özel bir koleksiyona girdi. Bu tohum temasını yakın zamandaki sergime taşıyacağım. Öncesinde insanın yaş almış katmanlarıyla, ağacın yaş katmanlarını birleştiren bir “Ağaç” serisi oluşturmuştum. Bu seri farklı koleksiyonlara dağılınca şimdi bu iki seriyi birleştiren “Tohum” isimli sergimin hazırlığı içindeyim. Tohum’un teması; hayatın ilk nüvelerinin (çekirdek, tohum, içindeki özün) oluştuğu, geliştiği kaynağı ifade eder. Ana rahminde tohum olmak doğmak, evrilmek, ölmek, toprağa dönmek ve tekrar tohum olup yeniden hayat bulmaktır. Bu nedenle kadın doğurganlık, bereket tanrıçasıdır. Toprak patlayan tohumlarıyla, toprak anadır. Topraktan fışkıran ağaç, hayatın ve nesillerin devamlılığının sembolüdür. Hayatın ve evrenin sürekliliğini sağlayan bu döngü, yaratıcı düşünce gücünün de yansımasıdır.

HÜLYA VURNAL İKİZGÜL KİMDİR?

1967 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Resim Bölümünde lisansını tamamladıktan sonra 1992 yılında aynı bölümde yüksek lisans yaptı. 1992’de Ayasofya Müzesi’nde ve Fransa’da Marseille Istres Arkeoloji Müzesi’nde ilk kişisel sergisini açtı. 1994 yılında Association Mediterraneenne France Torquie Başarı Ödülü ve Marseille Modern Mosaic Artist Ödülü ile birlikte toplam 6 uluslararası ödül aldı. İstanbul Vakko ve Ankara Vakko Sanat Galerisi’nde, Marmaris Robinson Select Club Maris Hotel kişisel sergi, Topkapı Müzesi Darhane-i Amire, G Art Sanat Galerisi, İMSG İstanbul Modern Sanatlar Galerisi, Ahmet Ayhan Saygun Kültür Merkezi, İzmir Alaçatı, Mabeyn Sanat Galerisi, Taksim Sanat, Beşiktaş MKM, Art Suites, Art Park, Bodrum Casa Costa Art gibi seçme sergiler olmak üzere 16 kişisel sergi açtı, 22 karma sergiye katıldı.

International AIEMA-AIMC (Uluslararası Avrupa Mozaik Kongreleri ve Uluslararası Antik Mozaik Çalışmaları) üyesi olan sanatçı, birçok sempozyum ve konferanslara katıldı, uluslararası yayınlarda pek çok makale ve bildirisi yayımlandı. Sanatçının yurt içi ve yurt dışındaki çok sayıda kurum ve kuruluşların mimarisinde, müze ve koleksiyonlarda eserleri bulunuyor.