Su yalıtımı depremden koruyor

Topraklarının yüzde 92'si deprem kuşağında olan Türkiye'de, betonarme binaların ayakta kalabilmesi için su yalıtımı yaptırılması zorunlu hâle getirildi.

Topraklarının yüzde 92’si deprem kuşağında olan Türkiye’de, betonarme binaların ayakta kalabilmesi için su yalıtımı yaptırılması zorunlu hâle getirildi. Rutubetten uzak, sağlıklı mekânlar sağlayan su yalıtımının maliyeti ise bina maliyetinin yüzde 5’ini geçmiyor.

Türkiye’deki yapıların yaklaşık yüzde 90’ı betonarmeden oluşuyor. Betonarmenin sağlam kalabilmesi için, betonun içindeki demirin sudan korunması gerekiyor. Betonda oluşabilecek çatlaklardan giren su, korozyona, dolayısıyla demirin paslanmasına neden olabiliyor. Paslanan demir de artık donatıyı taşıyamaz hâle geliyor ve binanın yıkımına giden süreç başlıyor. Topraklarının yüzde 92’si deprem kuşağında bulunan ülkemiz için bu durum büyük tehlike oluşturuyor.

Herhangi bir yoldan yapı donatısına sızan su, donma, ısınma veya kimyasal tepkimelere girerek bina donatısının korozyonuna neden oluyor ve böylelikle dayanım gücü zayıflayan binanın ömrü kısalıyor. Bu nedenle büyük bir depremde, korozyona uğramış bir binanın ayakta kalması neredeyse mümkün değil.

Korozyon, aynı zamanda iç mekânın havasını bozarak insan sağlığına zarar veriyor. Romatizmal eklem hastalıkları, kalp ve damar rahatsızlıkları, solunum yolu rahatsızlıkları, yapının içindeki mal ve eşyanın bozulması ve küflenmesi gibi çok çeşitli sorunlara neden oluyor. Betonarme binaları korozyondan korumanın en etkili yolu ise su yalıtımından geçiyor. Binanın iç, dış, temel ve çatısından su girişini önleyen su yalıtımı; havuz, su deposu, arıtma tesisleri, maden ve çöp alanları gibi mekânlarda da uygulanıyor.

SU YALITIMIYLA KONFORLU MEKÂNLAR

Topraktaki nem ve basınçsız su, yapı elemanlarının gözeneklerinden geçerek iç ortam yüzeyinde küflenme, siyah leke ve mantar gibi organizmaların oluşmasına yol açıyor. Ayrıca iç yüzeydeki ahşabın çürümesine, sıvaların kabarıp dökülmesine, kolon ve perde duvarlardaki donatının paslanmasına neden olarak konforu bozuyor.

Nem ve nemin yol açtığı küf, binalarda kötü kokular da oluşturuyor. Su yalıtımı sayesinde nemin önlenmesi, insan konforu açısından olumsuzluk yaratan bu kötü kokuların yayılma olasılığını ortadan kaldırıyor; bakteri, küf vb. organizmaların oluşmasını önleyerek sağlığı da koruyor.

DEPREMDE RİSKLİ YAPILAR

Suyun olumsuz etkileri yapıların kullanım ömrünü azaltarak hem ülke ekonomisi hem de kullanıcıların ekonomisi için önemli bir kayıp oluşturuyor. Son 60 yılda meydana gelen depremler; 58 binden fazla vatandaşımızın hayatını kaybetmesine, 122 binin üstünde insanın yaralanmasına ve 411 binden fazla binanın yıkılmasına veya ağır hasar görmesine neden oldu. Hasar gören binaların yüzde 64’ünün nemin yol açtığı korozyondan etkilendiği tespit edildi.

UYGUN MALİYETLİ YALITIM

Su yalıtımıyla yapılardaki bu risk ortadan kalkıyor. Uygun maliyete sahip su yalıtımı uygulamalarında her kalitede ve her çeşitte ürün temin etmek mümkün. Türkiye’de su yalıtımı pazarının inşaat sektörünün üzerinde bir büyüme göstermesi, tüketicilerin bu alanda bilinç düzeyinin arttığını da gösteriyor. Su yalıtımının inşaat aşamasındaki maliyeti bina maliyetinin yaklaşık yüzde 3 ila 5’i arasında değişiyor.

Su yalıtımının bina uygulamalarında zorunlu hâle gelmesi gerektiğine uzun süredir dikkat çeken sektör yetkililerinin bu beklentisi 1 Haziran 2018 tarihinde yürürlüğe giren iki yeni yönetmelikle karşılandı; binalarda su ve ses yalıtımı zorunlu oldu.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından İZODER’in (Isı, Su, Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği) destek ve girişimiyle hazırlanan Binalarda Su Yalıtımı Yönetmeliği ve Binaların Gürültüye Karşı Korunması Hakkında Yönetmelik ile artık, su ve ses yalıtımı bina uygulamalarında bir zorunluluk. Bu nedenle yalıtım olmayan binalara yapı ruhsatı verilmiyor. Aktif bir kentsel dönüşüm süreci yaşanan ülkemizde, yönetmeliğin katkısı ile uzun yıllar ayakta kalacak çok daha kaliteli ve sağlıklı yapıların inşa edileceği öngörülüyor. Sektör yetkilileri de doğru yapılmış su yalıtımı uygulamaları olmadan kentsel dönüşüm hamlesinin eksik kalacağına vurgu yaparken, olumlu uygulamalara da dikkat çekiyor.

“SU YALITIMSIZ BİNALARA RUHSAT VERİLMEYECEK”

Deprem tehlikesi altında bulunan Türkiye’de, yapı ömrü ve dayanıklılığı açısından su yalıtımının büyük önem taşıdığına dikkat çeken İZODER Yönetim Kurulu Başkanı Levent Pelesen, geçen yıl yürürlüğe giren Binalarda Su Yalıtımı Yönetmeliğinin büyük fayda sağladığını ifade etti.

Yönetmeliğin uygulanmasına ilişkin denetim mekanizmalarının etkili bir şekilde devreye girmesinin sektöre olumlu yansıyacağını belirten Pelesen, bunun sağlıklı bir yapılaşma için de büyük önem taşıdığını söyledi. Yönetmeliğin sağlıklı uygulanmasının binaların kaderini değiştireceğini dile getiren Pelesen, “Elbette eksiklikler, düzeltmeler olacak; ancak önemli olan sektörün bir nirengi noktası kazanmasıdır. İZODER olarak bu yönetmeliğin uygulanması için kamuoyu oluşturmak ve denetim mekanizmalarını harekete geçirmek için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Yönetmelik, toplumun dayanıklı, güvenli, sağlıklı ve konforlu binalarda yaşama hakkına hizmet edecek hayati öneme sahiptir” diye konuştu.

Kentsel dönüşüm sürecine değinen Pelesen, bu süreçte inşa edilen binalarda su yalıtımı uygulamalarına öncelik verilmeye başlandığını görmenin, hem yalıtım sektörü hem toplum adına sevindirici bir gelişme olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Yeni yapılan binalarda yönetmeliğin esaslarına uyulmaması hâlinde, tespit edilen eksiklikler giderilinceye kadar binaya Yapı Kullanma İzin Belgesi verilmeyecek. Bugün Türkiye çapında sürdürülen kentsel dönüşüm süreci, su yalıtımı uygulamaları için büyük bir fırsat ve inşa edilen tüm yeni binalardaki su yalıtımının standartlara uygun yapılması çok önemli. Doğru yapılmış su yalıtımı uygulamaları olmadan kentsel dönüşüm hamlesi eksik kalacaktır.”

30 YILDA ÖMRÜNÜ TAMAMLAYAN YAPILAR

Su yalıtımının inşaat aşamasındaki maliyetinin, bina maliyetinin yüzde 3-5’i arasında değiştiğini aktaran Pelesen, binaların sağlamlığının hayati önemde olduğunu ve yalıtımın sağladığı yararın, maliyetten çok daha önemli olduğunu vurguladı. Pelesen, “Bina dayanımı için gerekli olan su yalıtımı şimdiye kadar çoğunlukla ihmal edildiği için ülkemizde 30 yıllık binalar ömrünü tamamlamış olarak görülüyor. Oysa asgaride 80-100 yıl gibi bir süre için inşa edilmesi gereken binalarımız, bu süre içinde korozyon etkisine karşı korunmuş olmalı. Bunun için de mevzuatların öngördüğü gibi su yalıtımı yapılmalı” dedi.

İlgili Konular:
TOKİ Haber
TOKİ Haber

Beyazıt Devlet Kütüphanesi 135 yaşında

2017 yılında tamamlanan restorasyon çalışması ile genç ve enerjik günlerine geri dönen Beyazıt Devlet Kütüphanesi, dünyanın en güzel kütüphaneleri arasında gösteriliyor.
İstanbul Üniversitesi ve Sahaflar Çarşısı’yla birlikte Beyazıt Meydanı’nın uzun yıllar kültür beşiği olmasını sağlayan Beyazıt Devlet Kütüphanesi, 2000’li yıllara geldiğinde yaşlı ve yorgundu. Fakat 2015’te başlayıp 2017’de sonra eren restorasyon çalışması onu tekrar genç ve enerjik günlerine döndürdü. Kütüphane, “dünyanın en güzel kütüphaneleri” listelerinde ilk sıralara yerleşti. Tarihi kimliğini ve değerini Beyazıt Camisi, İstanbul Üniversitesi, Beyazıt Devlet Kütüphanesi ve Çınaraltı ile Sahaflar Çarşısı’ndan alan Beyazıt Meydanı, şehrin yazar, şair, okur, öğrenci ve düşünürlerinin buluşma noktasıydı. Türkiye’nin ilk devlet üniversitesi ile ilk devlet kütüphanesinin, İstanbul’un en eski sahaflarının bulunduğu çarşıya sadece birkaç adım uzakta oluşu Beyazıt Meydanı’nı kendiliğinden bir cazibe merkezine dönüştürmüştü. Meydanın bu “entelektüel” kimliğinin yok olduğu söylenemez; ama geçmişteki canlı günlerinden epey uzak olduğu aşikâr. Bugün, asırlar boyunca kitabın ve kültürün hüküm sürdüğü Beyazıt kimliğini tekrar canlandırabilecek bir yapı var karşımızda: 2017’de tamamlanan restorasyonun ardından kitap okumayı başlı başına bir keyfe dönüştüren Beyazıt Devlet Kütüphanesi. Tarihi dokusu korunarak baştan ayağa yenilenen kütüphane, bu hâliyle dünya çapında ilgi gördü ve birçok saygın kurumun “dünyanın en güzel kütüphaneleri” listelerinde ilk sıralara yerleşti. MİLLİ KÜTÜPHANELERİN KURULUŞU “Yeniden doğmuş” olsa da bir asırdan uzun bir tarihi var kütüphanenin. 1884’te devlet tarafından “Kütübhâne-i Umûmî-i Osmânî” adıyla kurulan kütüphane, zaman içerisinde “Bayezid Umumi Kütüphanesi” olarak

Kış çiçekleri açarken

Mor menekşeler, sarı kasımpatı, rengârenk çuhalar… Bahçe ve balkonlarda güzelliğini kışın cömertçe sergileyen çiçekler, birbirinden güzel renkleriyle evleri şenlendiriyor.
Mor menekşeler, sarı kasımpatı, rengârenk çuhalar… Bahçelerde, balkon ve teraslarda güzelliğini kışın cömertçe sergileyen çiçekler, birbirinden güzel renkleriyle evleri şenlendiriyor. Yağmurlu ve karlı günlerde pencereden dışarıyı seyretmekten hemen herkes büyük keyif alır. Bir de cam kenarında yemyeşil bitkiler ve rengârenk çiçekler varsa, yudumlanan sıcacık bir bardak çayın keyfine doyum olmaz. Bu manzaraya kavuşmak pek de zor değil. Kışa rağmen doğayı evinde hissetmek isteyen doğa meraklıları için hemen her bütçeye uygun kış bahçeleri kurmak, salon ve terasları renklendirmek mümkün. Yağış ve soğuktan etkilenmeyen kış peyzajına uygun bitkileri seçmenin bugünlerde tam zamanı. Türkiye ikliminde kış mevsimi peyzajı için ağaç ve çalı grubunda tercih edilen bitkilerden başlıcaları; kadıntuzluğu, ateş dikeni, akasya, kış defnesi, yabani defne, çam, kurtbağrı (ligustrum), erika (funda), süs kirazı (sakura), orman gülünün bazı türleri, ladin, kamelya, sedir, servi, göknar, leylandi, taflan ve şimşir. Çiçeklerde ise hercai menekşe, çuha, süs lahanası, krizantem (kasımpatı), açelya, siklamen, karanfil, nergis, kardelen, şebboy, noel gülü (helleborus) öncelikli tercih edilenler arasında bulunuyor. Rengi, dokusu ve karakteri farklı olan bu çiçeklerin bakımları da farklı. HERCAİ MENEKŞE Dalı en fazla 20 santimetre olabilen narin, kısa boyu, mor renkli hercai menekşe, taç yapraklarıyla kışların minik sultanı. Sarı, siyah ve kırmızıyla karışmış alacalı formlarda hercai menekşeler uzun ömürlü olmasının yanı

Fırat’ın kıyısındaki ilham perileri

Gaziantep Zeugma Antik Kenti'nde sivil halkın yaşadığı "Mousalar (İlham Perileri) Evi" olarak adlandırılan Roma evleri gün yüzüne çıkarılıyor.
Fırat Nehri kıyısında yer alan ve “Çingene Kızı” mozaiğiyle gündeme gelen Gaziantep Zeugma Antik Kenti’nde Prof. Dr. Kutalmış Görkay liderliğinde yürütülen kazılar, 14’üncü yılına girdi. Kültürel etkileşim ve dönüşümlerin araştırılması bakımından büyük önem taşıyan Zeugma’da 2005’te başlayan ilk kurtarma kazılarıyla Roma evlerindeki zarif mozaikler gün yüzüne çıkarılmıştı. 2007’den bu yana ise sivil halkın yaşadığı konut alanında Mousalar Evi olarak adlandırılan Roma evleri kazısı yürütülüyor. Prof. Dr. Kutalmış Görkay Zeugma Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı, Ankara Üniversitesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Ziyaretçilerin antik dönem konut mimarisi hakkında bilgi sahibi olabileceği Mousalar Evi, adını dönemin yazarları, şairleri, müzisyenleri, tarihçileri ve filozofları için resmedilmiş dokuz ilham perisinin yer aldığı Mousalar Mozaiğinden alıyor. Zengin mimari dekorasyonu, iyi korunmuş mozaik ve freskleriyle Zeugma’daki en önemli Roma konut örneklerinden biri olan Mousalar (İlham Perileri) Evi’nin gelecek yılın sonunda ziyaretçilere açılması hedefleniyor. Kazı Başkanı Prof. Dr. Kutalmış Görkay, “Oldukça iyi korunmuş bir Roma konutu” diye ifade ettiği Mousalar Evi’nin Zeugma’daki diğer evlere oranla topoğrafyaya göre ince ve uzun bir planla tasarlandığını söylüyor. Görkay, 2005’ten bu yana kazı çalışmaları devam eden, Antik dönemin stratejik kentlerinden biri olan Zeugma’da farklı sentezlerin izlerini aradıkları kazı sürecini anlatıyor. Mousalar Evi, bizim bildiğimiz anlamda (odaları, salonu, mutfağı vb. olan) bir