Vitrin tasarımında mimari dokunuşlar

Üretim ve tüketim mekânlarının bir ön görüntüsü olan vitrinlerin kurgusu neye göre şekilleniyor, tasarımlarında kullanılan mimari ögeler nasıl seçiliyor ve konumlandırılıyor, vitrin tasarımı tüketici tutumlarına nasıl etki ediyor?…

Üretim ve tüketim mekânlarının bir ön görüntüsü olan vitrinlerin kurgusu neye göre şekilleniyor, tasarımlarında kullanılan mimari ögeler nasıl seçiliyor ve konumlandırılıyor, vitrin tasarımı tüketici tutumlarına nasıl etki ediyor?…

Mağazaların yüzü olan vitrinlerin tasarımını ve vitrin-kültür ilişkisini anlatan Dr. Öğr. Üyesi Armağan Seçil Melikoğlu Eke, vitrin tasarımının sadece bir cephe tasarımı olmadığına; marka, ürün, imaj gibi pek çok bilgiyi içeren ve bunları yansıtan bir mekân tasarımı olduğuna dikkat çekiyor.

Tüketim kültürel oluşumlarla şekilleniyorsa o hâlde tüketimin estetik ögesi olan vitrinlerin mimarisinde de kültürel bir etkiden söz edebiliriz. Kültür ile vitrin mimarisi ilişkisine dair neler söylersiniz?

Tüketim, belirli bir ihtiyacımızı tatmin etmek için bir ürünü veya hizmeti edinme, sahiplenme, kullanma ya da yok etme olarak tanımlansa bile sadece nesnelerle değil, aynı zamanda dünyayla da etkin bir ilişki kurma biçimimiz ve tüm kültürel sistemimizin üzerinde şekillendiği sistemli bir etkinlik olarak da tanımlanabilir. Tüketim kültürü ülkemizde 1950’lerde değişmeye başlamıştır. O günden bugüne tüketim, insanın kendini ifade etme biçimi olarak da tanımlanabilmektedir. Özetlemek gerekirse önceleri bir ihtiyacı karşılamak için yapılan tüketim, günümüzde tüketicilerin statüsünü gösteren bir simgeye dönüşmüştür. Biz insanlar artık ihtiyaçlarımızın tatmini yerine, kendimizi tatmin etmek için tüketmekteyiz.


İKÜ Öğretim Üyesi Dr. Armağan Seçil Melikoğlu Eke

“VİTRİN, TÜKETİCİYLE İLİŞKİ KURAN BİR MEKÂN PARÇASI”

Bu görüşe paralel olarak tüketim alışkanlıklarının değişmesiyle tüketim mekânlarında da değişiklikler olmuştur. Tüketim kültüründeki değişim ilk olarak mağazanın dışa açılan gözü vitrinde görülmüştür. Çünkü vitrin, mağazaya ve ürüne ait sayısız kültürel kod içeren ve bu yolla tüketiciyle ilişki kuran bir mekân parçasıdır. İnsanın tanımlanmasında sahip olduğu kültürel kodlar ne kadar tanımlayıcı ise vitrinin de bu kodlara paralel anlamlar taşıyor olması; fark edilmeye, tercih edilmeye ve dolayısıyla satın alma eyleminin gerçekleşmesine olanak sağlamaktadır.

Mağaza vitrinlerinin mekânsal düzenlemesi neden önemlidir? Sosyal, kültürel, ekonomik, teknolojik pek çok faktörün belirleyici olduğu vitrin mimarisinin öneminden biraz bahseder misiniz?

Vitrin, sayısız alt parçalar barındıran bir örüntüler bütünüdür. Üretim ile tüketim arasındaki ilişkiyi tamamlayan halkalardan biridir. Vitrin aracıdır. Bireyin içinde bulunduğu durum ile olmak istediği durum arasındaki çelişkiyi şiddetlendiren mekândır. Ara yüzdür. Düş ile gerçeklik arasında gidip gelmelere yol açar. Arzunun mekânıdır. Böyle tanımlandığında vitrin tasarımı, önünden geçen potansiyel tüketiciyi aktif tüketiciye dönüştüren mekân tasarımına sahip olmalıdır.

Vitrinin tipi, aydınlatması, ölçüleri, rengi, kullanılan malzeme gibi çeşitli tasarım unsurları mağaza ve markanın karakteriyle, satılan ürün ve imajla ilişki kurmalıdır. Belirtilen tasarım unsurları da pazarlama stratejisinin önemli parçalarıdır; mimar Hans Hollein’in tasarladığı Retti Mum Mağazası gibi. Mimar Hollein, R.S.Reynolds Anma Ödülü’nü kazanan tasarımını şu şekilde açıklamıştır: “Dükkân, Viyana merkezindeki en seçkin alışveriş caddesinde yer almaktadır. Mekânın karakteri; ayırt edici konumu, sınırlı boyutu ve kullanımı dikkate alınarak belirlenmiştir. Mağaza, şatafatlı neon tabelalarla veya büyük, doldurulmuş vitrinlerle değil, mimarisi ve özel olarak sergilenen birkaç eşyayla dikkat çekmektedir. Merak gibi psikolojik tepkiler kullanılmıştır. Dar geçitler, boşluklar, sınırsız açıklıklar gibi mekânsal farklılıklar, konsept ve hareket hissi bir “titreşim” duygusu yaratmaktadır. Tasarımın hâkim malzemesi olarak alüminyum canlandırıcı bir şekilde kullanılmış ve projenin başarısına en önemli katkıyı sağlayan faktörlerden biri olmuştur. Malzemenin zarafeti ve asaleti istenen karaktere uymaktadır. Alüminyumun sağladığı gümüş renk mekâna hâkimdir; satın almada kullanılan ambalaj kâğıtlarından poşetlere ve menteşelere kadar her parça gümüş rengiyle genel konsepte bağlanmıştır.”

Anlaşılacağı üzere vitrin tasarımı sadece bir cephe tasarımı olmayıp; marka, ürün, imaj gibi birçok bilgiyi içeren ve bunları yansıtan bir mekân tasarımıdır.

Mekânsal düzenleme olarak vitrinlerin önceleri mağaza içinden ayrı olarak kurgulandığından, sonraları mağazaya dâhil edildiğinden ve ilk cam vitrinin 18’inci yüzyılın başında görüldüğünden bahsediyorsunuz. Geçmişten günümüze vitrin tasarımındaki dönüşümü anlatır mısınız?

İlk dükkân tasarımlarının tarihsel süreç içindeki gelişimine bakıldığında büyük ve açık bir kutu şeklindeki dükkânların ahşap kapaklarla örtüldüğü görülür. Bu ahşap kapaklardan biri örtü elemanı olarak görev yaparken diğeri masa işlevi görmekteydi. Satıcı, müşteriyle yüz yüze gelebiliyordu. Zamanla bu tek mekân gelişerek dükkânın yanı sıra bir apartman ve bir depo gibi bir dizi odalar, hücreler şeklinde çeşitlemeler göstermiştir. Sonraları esnaf ve tüccarlar ön cepheleri caddelere bakan evler yapmışlar, cephelerini gündüzleri ürünlerin satışının yapılması amacıyla açık, geceleri ise ahşap kepenklerle kapatarak kullanmışlardır. İlk dönemlerde kullanılan masalar artık içeri alınmış ve alışveriş iç mekâna çekilmiştir. Açık dükkânlar kapanmış, ahşap kanatlar kapı ve vitrin işlevlerini üstlenmiştir. Küçük dükkânlar şeklinde yapılan bu evlerin kapılarının ve pencerelerinin geliştirilmesiyle bugünkü vitrinlerin temeli atılmıştır.

18’İNCİ YÜZYILDA VİTRİNLERDEKİ KLASİK MİMARİ

Modern vitrinin orijini camın kullanılabilirliğinin artması 18’inci yüzyıla dayanıyor. Bu dönemde yapılan vitrin tasarımlarında klasik mimarinin tasarım prensipleri kullanılmıştır. 18’inci yüzyıl vitrinlerine bakıldığında tapınakların cephelerinde kullanılan kolon sistemleri, alınlıklar ve diğer elemanlar arasındaki oranların baz alındığı görülüyor. Daha sonraları “çekme camın” bulunmasıyla tümüyle saydam plakalar elde edilmiş ve dükkânın içi artık daha iyi görülebilir hâle gelmiştir.

İlk cam vitrin 18’inci yüzyılın başında görülmekle birlikte lüks olduğu için bu yüzyılın ortalarında ancak yaygınlaşabilmiştir. Önce küçük cam plakalar, sonra tek yüzey cam hâlinde vitrinler yapılmıştır. Bu tür vitrinlerin işlevi; en basit formuyla bir alışveriş mekânını tanımlamak, istenmeyen hava koşullarından ürünleri korumak ve dükkân kapandıktan sonra bile ürünün görülebilmesini sağlamaktır. Vitrinler eskiden mağaza iç mekânından daha ayrı görülen ve konumlandırılan bir mekânsal öge iken, günümüzde iç mekânla artık daha çok bütünleşmektedir. Böylece vitrinden içeri bakan müşteri dükkânın içi hakkında da fikre sahip olabilmektedir.

Son yıllarda vitrin tasarımı anlayışı farklı bir noktada yoğunlaşmaktadır. Tematik yaklaşımların yanında dijital üretim teknikleri, sanal uygulamalar, farklı yapım teknikleri ve malzemeler vitrin tasarımında sıklıkla kullanılmaktadır. Örnek vermek gerekirse MVRDV’nin tasarladığı Amsterdam’daki Chanel Mağazası, Jun Aoki & Associates’in Louis Vuitton Matsuya Ginza Mağazası, Neri&Hu Design and Research Office’in AMORE Sulwhasoo Mağazası sahip oldukları günümüz vitrin tasarımı anlayışıyla farklılaşmakta, mağazacılığa ve vitrin mimarisine modern bir soluk getirmektedirler.

Vitrin tasarlamada elzem unsurlar nelerdir? İyi bir vitrin tasarımında bu unsurlara nasıl ve ne ölçüde yer verilmesi gerekir, belli bir formülü ya da reçetesi var mıdır?

Vitrin tasarımı da diğer tüm mekân tasarımlarında olduğu gibi çeşitli konularda dikkatli kararlar almayı gerektirir. Mimari ve iç mimari tasarım süreçlerinde tasarımcı farklı renk, malzeme, aydınlatma, mobilya gibi parametrelerde seçimler yapar ve bunları uygular.

Vitrin tipi, aydınlatma, renk, malzeme, sergileme mobilyaları, cephe elemanları gibi konular da vitrin tasarımının önemli unsurlarını oluşturmaktadır. Potansiyel müşteriye ürünü, markayı, imajı en iyi ifade edecek şekilde bu unsurlar kurgulanır. Bunları formüle etmek, konuyla ilgili bir reçete vermek güç. Önemli olan her iç mekân için söylediğimiz “bir atmosfer yaratabilmek” ve bunu kullanıcıya iletebilmektir.

Vitrin mimarisinde temayı oluştururken neye dikkat edilmeli? Tasarım konseptini belirleyen sadece sergilenecek ürün mü yoksa başka etkenler de var mı?

Vitrin tasarımında tema, potansiyel müşteriye verilmek istenen mesajların iletilmesine yardımcı olur. Bu noktada vitrin tasarımının ürün, imaj veya markaya göre gerçekleştirildiğini söyleyebiliriz. Bu unsurlar birbirlerini desteklediklerinde tüketici algısını istenen şekilde/olumlu yönde etkiler. Örneğin indirim günlerinde ya da özel günlerde yani tüketimin arttığı zamanlarda bu unsurlar mağazaya girişi daha da artıracak şekilde kurgulanarak vitrinlerde o döneme özgü temalar uygulanır.

Ürünün niteliği, ölçüleri, markanın kimliği ile hitap ettiği müşteri kimliği ya da yansıtmak istediği imaj vitrin tasarımının önemli bilgileridir. Bu bilgiler ışığında vitrin tipi, aydınlatma biçimi, renk ve malzeme gibi konularda tasarım kararları alınmaktadır.

Röportaj: Gül Demirdaş – TOKİ Haber Dergisi

İlgili Konular:
TOKİ Haber
TOKİ Haber

Bulgurcu Sokak’ın cumbalı sıra evleri: 18 Akaretler

İstanbul Ortaköy'deki Bulgurcu Sokak'ın 45 derecelik ahşap cumbalarla birbirini kucaklayan 18 ahşap ev serisinin Türkiye'de başka bir örneği daha yok.
Ortaköy’ün çok kültürlü yapısı Bulgurcu Sokak’taki 18 Akaretler Evleri’nin mimarisinde vücut buluyor. 45 derecelik ahşap cumbalarla birbirini kucaklayan aynı boyda ve şekilde 18 ahşap ev serisinin Türkiye’de başka bir örneği daha yok. Zamana direnen 18 Akaretler’in ahşapları, 145 yılın rutubetini atıp yenilenmeyi hak ediyor. Boğaziçi’nin incisi Ortaköy, camileri, kiliseleri, manastırı, sinagogu, yalıları, hamamı ve çeşmesiyle İstanbul’un çok kültürlü yapısını yüzyıllardır ahenk içinde yaşatıyor. 18 Akaretler veya 18 Akarlar, bu kültürel zenginliğin mimariye yansımasının en güzel örneklerinden birini sunuyor. Dereboyu Caddesi’nde ilerlerken sahilin yaklaşık 500 metre uzağında, sağda Bulgurcu Sokak’a adım attığımızda, âdeta mimari bir sürpriz karşılıyor bizi. Birbirine bitişik, cumbalı, teraslı, dört katlı, birbirinin aynısı 18 ahşap ev, 145 yıl öncesinden sıcak bir selamla, o zarif sıra ev mimarisini günümüze taşıyor. 15’i sokağın ön yüzünde, üçü yan yüzünde sıralanan 18 Akaretler’in birçoğu bakıma muhtaç olsa da genel olarak özgün dokusunu koruyor. Üçlü cumbası, çift tablalı ahşap kapıları, balkonu, terası ve daha çok sayıda ayrıntıyla zenginleşen 18 Akarlar Evleri’nin bulunduğu sokağı, Tarihi Yarımada’da 120’den fazla ahşap evi onaran Dr. Mimar Şimşek Deniz’le gezdik. SIRA EVLER, OSMANLI MİMARİSİNE TANZİMAT HUKUKUYLA GİRİYOR Dr. Şimşek Deniz, sıra evlerin Fener, Balat, Pera gibi daha çok gayrimüslimlerin yaşadığı mahallelerde görüldüğünü, İslam mimarisine ise Tanzimat hukukuyla girdiğini

Tek rengin harmonisi: Monokrom tasarım

Sakin bir etkiye ihtiyaç duyulan mekânlarda sıklıkla tercih edilen monokrom ya da diğer bir deyişle "tek renkli" tasarım anlayışı, minimal ve özgün iç mekânlar oluşturmada tasarımcıya sınırsız bir özgürlük sağlıyor.
Sakin bir etkiye ihtiyaç duyulan mekânlarda sıklıkla tercih edilen monokrom ya da diğer bir deyişle “tek renkli” tasarım anlayışı, minimal ve özgün iç mekânlar oluşturmada tasarımcıya sınırsız bir özgürlük sağlıyor. İç mekân düzenlemelerinde daha tasarım aşamasında karşımıza çıkan ilk soru genellikle, “Hangi renk?” olur ve bu sorunun cevabı neredeyse tüm tasarımı etkiler. Doğru renk kombinasyonunu seçmek ise her zaman kolay değildir. Renklerin sihirli dünyasında yolunuzu ararken klasik renk teorisi ve renk çemberi size rehberlik edebilir. Renk armonileri ise dengeli bir tasarımın temelidir. Tasarımda istediğiniz etkiyi yaratmanızı sağlayacak renk armonilerini oluşturmak için çeşitli renk şemalarını kullanılabilirsiniz. Bunlardan biri ve en kolayı “monokrom” renk şemasıdır. Mono “bir” ya da “tek” anlamına gelse de bu renk yaklaşımı, tasarımda birçok yerde aynı rengin kullanılması demek değildir. “Monokrom”, resim, çizim, tasarım ya da fotoğrafların tek renkten oluştuğunu ifade eder. Kökü, Antik Yunan’da “tek bir renkten olan” ya da “tek renkli” anlamındaki “monokhrōmatos”tan gelir. Renk çarkındaki on iki renkten birini seçip tek bir rengin beyaz ile karıştırılması olan “nüans”, aynı rengin siyah ile karıştırılması olan “gölge” ve gri ile karıştırılması demek olan “tonlama” ile zengin ve birbiriyle uyumlu bir renk şeması oluşturulabilir. Aranan uyum ve dengeye kolaylıkla ulaşılmasını sağlayan monokromatik şemada tüm renkler tek bir temel

Kendi başına bir dünya: Pasajlar

"Kendi başına küçük bir dünya" olan pasajlar, büyüyen ve yeni alışkanlıklar edinen şehrin içinde eskisi kadar popüler olmasa da hâlen hayatımızda.
Bir zamanlar en değerli dükkânlara onlar ev sahipliği yaptı, ünlü sinema ve tiyatrolar onların çatısı altında hayat buldu. Walter Benjamin’in tanımıyla “kendi başına küçük bir dünya” olan pasajlar, büyüyen ve yeni alışkanlıklar edinen şehrin içinde eskisi kadar popüler olmasa da hâlen hayatımızda. İstanbul’da pasajlar ilk defa 18’inci yüzyılda ortaya çıkıyor. Bugün sıcak bir çay içmek isteyenlerin İstiklal Caddesi’nde uğradığı ilk adreslerden olan Hazzopulo için o dönem La Turquie gazetesi, “Yüksek fiyatlarına rağmen tüm dükkânları kiralandı” haberini geçmiş. Açıldığında Salle Adam mağazası çok popüler, bazı günler saz dinletileri bile yapılıyor. Bir de Namık Kemal’in İbret Gazetesi’ne ev sahipliği yapması var ki bu da uzun zaman sakıncalı bulunmasına neden olmuş. Mimari bir tarz olarak ortaya çıkması dönemi itibariyle birçok tartışmayı beraberinde getirse de pasajlar, şehrin alışveriş merkezleri olmaktan ibaret kalmıyor. Kültürel buluşmaların da mekânı olan pasajları, bu yapılar üzerine bir eser veren Walter Benjamin şöyle tanımlıyor: “Endüstriyel lüksün yeni sayılabilecek bir buluşu olan pasajlar, bina kitlelerinin arasından geçen, üstü camla örtülü, mermer kaplı geçitlerdir; bina sahipleri bu türlü spekülasyonlar konusunda aralarında uzlaşmaya varmışlardır. Işığı yukardan alan bu geçitlerin iki yanında en şık dükkânlar yer almaktadır; böylece bu türden bir pasaj, kendi başına bir kent, küçük bir dünya demektir.” PASAJ CENNETİ İSTİKLAL Benjamin’in