Zamanın efendisi kentlerin süsü saat kuleleri

Osmanlı İmparatorluğu’nda 18 ve 19. yüzyıldan itibaren yaygınlaşan saat kuleleri, heybetli görünümü ve zarif mimarisiyle pek çok kentin mimarisine değer katmaya devam ediyor.
Zamanın efendisi kentlerin süsü saat kuleleri

Osmanlı İmparatorluğu’nda 18 ve 19. yüzyıldan itibaren yaygınlaşan saat kuleleri, devletin hâkimiyetinin simgesi olarak görülüyordu ve Anadolu illerine ve ilçelerine bu nedenle inşa ediliyordu. Büyük bölümü yüz yıldan eski olan saat kuleleri, heybetli görünümü ve zarif mimarisiyle pek çok kentin mimarisine değer katmaya devam ediyor.

Dürdane Sevinç

Eski dönemlerde haberleşmeyi dumanla sağlayan insan, zamanı gökyüzündeki değişimlere bakarak anlamaya çalışıyordu. Yerleşik hayata ve tarım toplumuna geçişle birlikte, zaman ölçümü önem kazanmaya başladı ve saat ihtiyacı doğdu. Bundan yaklaşık 6 bin yıl önce, yerleşik hayatın ilk örneklerinin görüldüğü Ortadoğu medeniyetlerinde ilk basit saatler geliştirildi.

Günü bölümlere ayıran ilk saat sistemi güneş saatleriydi ve ilk kez MÖ 4000’lerde Mısır’da ortaya çıktı. Mısırlıların kullandığı, gnomon adı verilen ilk zaman ölçme aygıtı, gündüzleri yere dikilen gnomon isimli bir çubuğun gölge uzunluğunu ölçerek zamanı belirliyordu. Su saatlerini ilk kullanan da Mısır uygarlığı oldu. Böylelikle insanoğlu uzun yıllar güneş saatleri, su saatleri, kum saatleri gibi basit saatlerle zamanı ölçtü. Endüstrinin gelişmesiyle yaşam temposu hızlanacak ve daha incelikli zaman ölçüm araçlarına ihtiyaç doğacaktı. Zamanın ölçülmesinde endüstrinin yanı sıra dinin etkisi de büyük oldu. Ezanın veya kilise çanlarının ibadete çağıran sesi, zamanın daha hassas ölçümünü gerektiriyordu. Tüm bu ihtiyaçlar, 13. yüzyıl sonu, 14. yüzyıl başlarında mekanik saatlerin icadına yol açtı.

14. yüzyılda İtalya şehir devletlerinin halka açık alanlarına, kiliselerine, manastırların saat kulelerine yerleşen mekanik saatler, ilk yüzyıllarda yeterince hassas değildi. Saat kulelerinde kullanılan ilk mekanizma olan eşarpman, bir ipe bağlı ağırlığın yer çekimi kuvvetiyle aşağı doğru inmesinden gücünü alıyordu.

17. yüzyılda Galile’nin sarkaçı (pendulum) icadının ardından, 1656 yılında Hollandalı fizikçi Christian Huygens, sarkacı saatlere uyguladı. Akrep ve yelkovanın saate uygulanması ise 1690 yılını buldu. Artık dakik mekanik saatler, saat kulelerinden evlerin duvarlarına, şömine üstlerine, masalara ve kollarımıza yerleşmeye hazırdı.

Osmanlı sarayına ilk saatin gelişi ise 15. yüzyıla, Fatih dönemine dayanıyor. Fatih Sultan Mehmet’in 1477’de Venedik Dükü’nden mekanik saat ve saat ustaları istediği biliniyor. En erken Türk saatleri 17. yüzyıla tarihlendiriliyor ve bu saatler en güzel el sanatı örneklerini barındırıyor.

HÂKİMİYETİNİN SİMGESİ

Saati evlerden meydanlara taşıyan saat kulelerinin Osmanlı şehirlerine yerleşmesi çok gecikmedi. 16. yüzyılın ikinci yarısında Üsküp-Makedonya, Banja Luka-Bosna Hersek ve Jagodina-Sırbistan’da ilk saat kuleleri zamanı göstermeye başladı. Evliya Çelebi, 17. yüzyılda yazdığı gezi kitabı Seyahatname’de Arnavutluk’taki Elbasan ve Berat’taki iki adet saat kulesinden bahseder. Saat kulesinin Osmanlı’da yaygınlaşması, Batılılaşma süreciyle birlikte 18. ve 19. yüzyılları buldu ve bu dönemlerden itibaren saat kuleleri illerden ilçelere yayıldı.

II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılı olan 1901’de valilere saat kulesi yapımına dair gönderdiği ferman, saat kulelerinin Anadolu’nun içine yayılmasını sağladı. Osmanlı devleti, 1839 tarihinde ilan edilen Tanzimat Fermanı’yla federatif yapıdan merkezi devletin egemen olduğu bir yapıya geçmişti. Yeni sistemle İmparatorluk toprakları vilayetlere bölünmüştü; vilayetler livalardan, livalar kazalardan ve kazalar da bağlı köylerden oluşuyordu. İşte bu dönemde saat kuleleri, devletin hâkimiyetinin simgesi olarak görülüp Anadolu illerine ve ilçelerine inşa edildi.

YAZININ DEVAMINI DERGİMİZİN NİSAN SAYISINDA OKUYABİLİRSİNİZ. TIKLAYINIZ…