Zirvedeki yeşil alanlar: Kat bahçeleri

Doç. Dr. Filiz Umaroğulları, kentleşmeyle azalan yeşil alanların kendini kat bahçelerinde gösterdiğini, bu alanların etkileşim ve sosyalleşme mekânları olarak kullanıldığını söylüyor.
Zirvedeki yeşil alanlar: Kat bahçeleri

Doç. Dr. Filiz Umaroğulları, kentleşmeyle azalan yeşil alanların yapılı çevrede kat bahçeleri olarak kendini gösterdiğini belirterek, kat bahçelerinin aynı zamanda etkileşim ve sosyalleşme mekânları olarak kullanıldığını söylüyor.

Kat bahçesi nedir, nasıl ve hangi ihtiyaçtan ortaya çıktı?

Bina içinde yeşil dokuyla iç içe yaşanmasını sağlamak amacıyla ortak alan veya bağımsız bölüme ait olmak üzere binanın cephe veya cephelerinde bulunan, bir ya da birden fazla katlarında yer alan ve aynı zamanda kış bahçesi olarak da kullanılabilen bahçe düzenlemeleri “kat bahçeleri” olarak nitelendirilmektedir. Bu alanlar bazen yapının her katında bulunan balkon niteliğindeki yerlerde kendini gösterirken bazen de yapının çatısında yeşil bir örtü olarak görülebilmektedir.

Günümüzde kentleşmeyle azalan yeşil alanlar, yapılı çevrede kat bahçeleri olarak kendini göstermektedir. Bu alanlar her ne kadar yeşil alanlar olarak nitelendirilseler de doğal bir çevrenin sahip olduğu olanakları kullanıcılara sunamamaktadır. Ancak özellikle günümüz yüksek yapılarında sıklıkla görülen kat bahçeleri, bina sakinlerinin bir araya gelerek sosyalleşmesini sağlayan mekânlar olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, kullanıcılarına etkileşim kurma olanağının yanında yapının yükseldiği her noktada yeşil alana sahip olma imkânı da sağlamaktadır.

İLK ÇATI BAHÇESİ ÖRNEĞİ: BABİL’İN ASMA BAHÇELERİ

Çatıda konumlandırılan bahçe fikrinin yeni olmadığını söylüyorsunuz. Yüksek yapılarda kat bahçelerinin gelişimini anlatır mısınız?

Yüksek yapılarda kat bahçelerinin oluşturulması yeni bir yaklaşım değildir; yüzyıllardır insanoğlu gerek ekolojik gerekse estetik amaçlarla çatı ve teras bahçelerini kullanmıştır. Çatıda konumlandırılan bahçe fikri ilk olarak MÖ 2000 yılında kurulan ve şu anda Irak olarak bilinen antik Sümer şehirlerinden Ur’un büyük ziggurat ve mabetlerinden ortaya çıkmıştır. Döneminin en yüksek yapısı olarak kabul edilen zigguratlarda ortaya çıkan bu fikir, aslında insanların yüksek yapılarda bahçe oluşturma fikrini geçmişte de benimsediğini ve uygulamaya geçirdiğini göstermektedir.

Bugünkü anlamında inşa edilmiş ilk çatı bahçesi örneği ise dünyanın yedinci harikası olarak bilinen Babil’in Asma Bahçeleri’dir (Osmundson, 1999). İzlanda ve İskandinavya’da MS 1000 yıllarında yapılmış çim kaplı çatıların varlığı, Kuzey Amerika ve Kanada’da ise 19. yüzyılda yeşil çatı uygulamalarının yapıldığı bilinmektedir (Özdemir ve Altun, 2010). 20. yüzyılın başlarında, Le Corbusier’in mimarlığının beş temel ilkelerinden birini de çatı terasları oluşturmaktadır ve bu alanlarda yeşil ögelere yer vermiştir. Ayrıca Frank Lloyd Wright da tasarladığı yüksek binaların düz çatılarını, kullanıcılar tarafından yararlanılan bitkilere yer verilmiş yüzeyler olarak tasarlamıştır. Yapım sistemleri ve mevcut teknoloji, yeşil alanların daha çok çatı yüzeylerinde oluşturulabilmesine izin vermekteydi. Bu nedenle ilk örnekleri çatı bahçeleri olarak görülen yeşil alanlar zamanla yapı içerisinde belli katlarda ya da tüm katlar boyunca devam eden kat bahçeleri hâline gelmiştir.

BAHÇE TİPİ BALKONLAR

Günümüzde ise kat bahçeleri rezidans ve yüksek katlı binaların katlarında yer alan bahçe tipi balkonlar şeklinde görülmektedir. Özellikle çok katlı konut projelerinin neredeyse hepsinde kullanılmakta olan kat bahçesi, içerisinde minik havuzlar, minyatür ağaçlar ve çeşitli bitki türlerini barındırabilmektedir. Gelişen yapım sistemleri ve teknolojiler artan yükseklikle birlikte yapının farklı yerlerinde çeşitli yeşil alanların oluşturulabilmesini kolaylaştırmıştır.

Yüksek yapıların cephelerinde düşey bahçelere yer verilebilmektedir. Hatta yapıda ara katlar dışında birkaç yapının bir araya geldiği çatı bahçeleri de gelişen yapım sistemleri ve teknolojilerinin bir sonucudur (Resim 1).

KAT BAHÇELERİNİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ

Sizi bu alanların sürdürülebilirliği konusunu araştırmaya yönelten şey neydi?

Günümüzde yüksek yapılarda farklı yüksekliklerde yeşil alana sahip olma imkânı sunabilen kat bahçeleri, yüksekliğe bağlı olarak şiddeti artan rüzgâr ve güneşlenme etkisine maruz kalmakla birlikte artan yükseklik bu alanların güvenli bir şekilde kullanımlarını sınırlamaktadır. Ayrıca yaratılan bu yeşil alanlar mevcut toprak zeminin üzerindeki kadar verimli olamamaktadır. Bu durum kat bahçelerinin ne kadar sürdürülebilir olduğunu düşündürmektedir. Biz de (Dinçer Aydın, Şule Yılmaz Erten,) yüksek yapılarda yer alan ve sosyalleşme alanı olarak kullanılan kat bahçelerinin tipolojilerini belirlemeyi hedefledik ve içinde bulundukları fiziksel dış çevre koşulları altında sürdürülebilir olarak kullanılabilmeleri için gereken nitelikleri araştırdık.

Yıllar içerisinde değişen kent yapısı ve yaşam tarzı, insanları yeşil alanlardan uzaklaştırmış ve bu alanların azalmasına neden olmuştur. Kentlerde hızla artan nüfus, binaların da çoğalmasına neden olmakla birlikte artan nüfusa karşılık kent merkezlerindeki alanlar yeni bina üretimi için kısıtlı kalmaktadır. Bu bağlamda günümüzde özellikle demografik ve fiziksel değişimler yüksek yapıların inşa edilmesi için itici güç niteliğindedir. Fakat yüksek nüfuslu kent alanlarında sanayileşme ve buna bağlı kentleşmenin hızlanması sonucunda, kentlerde ısı adası etkisi problemi meydana gelmektedir. Bu durum kentlerdeki yeşil alanların azalması, rüzgâr akışını engelleyen yapılaşma ve hava kirliliği ile fosil yakıt tüketimiyle artan sera gazı etkisinin bir sonucudur.

EKOLOJİK YAPI TASARIMI

Yeşil alan ihtiyacını karşılamaya dönük bir birim olan kat bahçeleri için ekolojik bir yapı tasarımıdır diyebilir miyiz?

Öncelikle 1973 yılında yaşanan enerji krizi ve sonrasında 1997 yılı Kyoto Protokolü’nde, yapıların sürdürülebilir çevre bilinciyle tasarlanmasının önemi kapsamda kavranmış ve uygulamalara geçilmiştir. Bu bilinçle, yaratılan yapma çevre sonucu kaybedilen yeşil alanlar özellikle çatı bahçeleriyle tekrar elde edilerek yeşil alan ihtiyacı azaltılmaya çalışılmaktadır. Pek çok tasarımcı ve araştırmacı, ekolojik bir yapı tasarımı için zemin kotunda azalan yeşil alanın çatı yüzeyine veya katlarda ayrılmış bölümlere taşınmasıyla kentsel mekânlar yaratılması konusuna önem vermiştir.

Yüksek yapıların sürdürülebilir olmasını sağlamak ve şehirlerde meydana getirdiği olumsuz etkileri ortadan kaldırmak için birtakım teknolojik olanaklardan yararlanılmıştır. Pencere açmanın mümkün olmadığı durumlarda yapıda mekanik havalandırma sistemlerini geliştirmek veya çalışma ortamlarında gün ışığından daha fazla yararlanmak için Mies Van Der Rohe’nin öncülüğünü yaptığı cam kutular örnek gösterilebilir (Sev, 2009). Bununla birlikte yüksek yapıların yeşil alanlarla birlikte tasarlanması da yapının çevreye karşı olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olmaktadır. LEED, BREEAM, CASBEE, DGNB, GREENSTAR gibi yeşil bina sertifika sistemlerine sahip olmak amacıyla da yapı tasarımlarında aktif yeşil alanlara yer verilmektedir.

Kentlerde nüfus ile gittikçe artan yapılaşma düşeyde gelişen binaları beraberinde getirmiştir. Bu yapıların çevreye verdiği zararı minimize etmek ve kullanıcılarına doğal çevre imkânlarının sağlanabilmesi amacıyla kat bahçeleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Kentsel ısı adası etkisi ve hava kirliliğinin azaltılmasına katkı sağlaması, yağmur suyunun etkin kullanımı, ısı korunumu ve ses yalıtımı gibi ekolojik hedefler üstlenmektedir.

Peki, bu alanların dezavantajları söz konusu mu?

Yapının tüm yaşam döngüsü dikkate alındığında bu alanların yapıya sağladığı avantajların yanında, sürdürülebilirlik açısından dezavantajlar da bulunmaktadır. 2014 yılında inşası tamamlanan ve 116 metre yüksekliğiyle yeşil alanı tasarımına dâhil etmiş öncü uygulamalardan biri olan Bosco Verticale Torre yapısında yaratılan yeşil alanların bakımlarının çok kolay olmayacağı görülmektedir (Resim 2)

Kat bahçelerini sosyokültürel yönüyle de ele alır mısınız? Bu yeşil alanlar bir nevi komşuluk üniteleridir diyebilir miyiz?

Mahalle ve komşuluk kavramlarının değiştiği günümüzde düşeyde kurgulanan komşuluk birimlerinin ortak alan ihtiyacını karşılayacak bir mekân olarak da kat bahçeleri karşımıza çıkmaktadır. Özellikle günümüz yüksek yapılarında sıklıkla görülen bu alanlar bina sakinlerinin bir araya gelerek sosyalleşmesini sağlayan komşuluk üniteleri olarak da kullanılmaktadır. Bu bağlamda kent ve konut arasında bir ara ölçek oluşturarak hem mekânsal hem de sosyokültürel boyutlarıyla önem taşımaktadır. Bu alanlar, kullanıcılarına etkileşim kurma olanağıyla birlikte yapının yükseldiği her noktada yeşil alana sahip olma imkânı da sunabilmektedir. Ayrıca yapılara estetik bir değer katmasının yanı sıra ortak mekân kullanımlarını artırarak sosyal bağların güçlenmesine katkı sağlamakta ve kullanıcıların üzerinde olumlu psikolojik etkiler yaratmaktadır.

GÜL DEMİRDAŞ – TOKİ HABER