Fırat’ın kıyısındaki ilham perileri

Gaziantep Zeugma Antik Kenti'nde sivil halkın yaşadığı "Mousalar (İlham Perileri) Evi" olarak adlandırılan Roma evleri gün yüzüne çıkarılıyor.

Fırat Nehri kıyısında yer alan ve “Çingene Kızı” mozaiğiyle gündeme gelen Gaziantep Zeugma Antik Kenti’nde Prof. Dr. Kutalmış Görkay liderliğinde yürütülen kazılar, 14’üncü yılına girdi. Kültürel etkileşim ve dönüşümlerin araştırılması bakımından büyük önem taşıyan Zeugma’da 2005’te başlayan ilk kurtarma kazılarıyla Roma evlerindeki zarif mozaikler gün yüzüne çıkarılmıştı. 2007’den bu yana ise sivil halkın yaşadığı konut alanında Mousalar Evi olarak adlandırılan Roma evleri kazısı yürütülüyor.

Prof. Dr. Kutalmış Görkay Zeugma Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı, Ankara Üniversitesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Ziyaretçilerin antik dönem konut mimarisi hakkında bilgi sahibi olabileceği Mousalar Evi, adını dönemin yazarları, şairleri, müzisyenleri, tarihçileri ve filozofları için resmedilmiş dokuz ilham perisinin yer aldığı Mousalar Mozaiğinden alıyor. Zengin mimari dekorasyonu, iyi korunmuş mozaik ve freskleriyle Zeugma’daki en önemli Roma konut örneklerinden biri olan Mousalar (İlham Perileri) Evi’nin gelecek yılın sonunda ziyaretçilere açılması hedefleniyor.

Kazı Başkanı Prof. Dr. Kutalmış Görkay, “Oldukça iyi korunmuş bir Roma konutu” diye ifade ettiği Mousalar Evi’nin Zeugma’daki diğer evlere oranla topoğrafyaya göre ince ve uzun bir planla tasarlandığını söylüyor. Görkay, 2005’ten bu yana kazı çalışmaları devam eden, Antik dönemin stratejik kentlerinden biri olan Zeugma’da farklı sentezlerin izlerini aradıkları kazı sürecini anlatıyor.

Mousalar Evi, bizim bildiğimiz anlamda (odaları, salonu, mutfağı vb. olan) bir konut yapısı mı, hangi mimari özellikleri taşıyor?

Mousalar Evi, MS 1’inci yüzyıl sonu, 2’nci yüzyıl içinde inşa edilmiş ve MS 252/53 yıllında Zeugma’nın büyük oranda talan edilerek terk edilmesine neden olmuş Sasani işgaline kadar kullanım görmüş ve oldukça iyi korunmuş bir Roma dönemi konutudur. Evin oturum alanı yaklaşık ölçüleriyle 12mx30m civarında, yani 360 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır. Zeugma’daki diğer Roma konutlarıyla karşılaştırdığımızda orta büyüklükte diyebileceğimiz bu konutun planı, diğer konut planlarıyla işlevsel olarak benzerlikler gösterir.

ZEUGMA’DAN GAZİANTEP’E KONUT KÜLTÜRÜ BENZERLİĞİ

Zeugma’daki Roma dönemi konutları Gaziantep’in eski kent dokusunu oluşturan, 19’uncu yüzyıl sonları ve 20’nci yüzyıl başlarında büyük oranda inşa edilen, kalabalık aile yapısına sahip ve sosyal tabakalaşmada ortanın üstü ve üst düzey varlıklı ailelerin yaşadığı avlulu taş evlerle, gerek plan olarak gerekse malzeme açısından paralellik göstermektedir.

Evlerin planlaması, mekânların dekorasyonu günümüzde olduğu gibi içinde yaşayanların gelenek, görenek, inanç ve kültürlerine göre şekillenmektedir. Yaşayanların kaliteli, sağlıklı ve konforlu bir yaşam sürmeleri için konutun doğa ve yerel klimayla olan ilişkisi mimari bütünlük içinde çözümlenmiştir. Konutlar genelikle yamaçlarda olduğu için bazı yerlerde eğime dayalı olarak iki kat şeklinde görülmektedir.

Konutların malzemeleri ise genellikle taş, kerpiç ve ahşaptır. Bazı konutlarda pişmiş topraktan yapılmış Roma tuğlaları yine Roma çimentosu olarak adlandırılan opus-caementicum bağlanarak kullanılmış.

“BÜYÜK SALONLAR ENTELEKTÜEL BİRİKİMİ YANSITIYOR”

Konut planlarına gelince… Bu evler avlulu evler, yaşam mekânları bu avluların etrafında şekilleniyor. Avlular genellikle evin esas yaşam alanlarının merkezinde konumlanıyor; tıpkı eski Gaziantep evlerinde “hayat” denilen mekânlar gibi. Orta büyüklükte bir evin dört-beş odası bulunuyor, bunların bazıları yazlık ve kışlık olarak ayrılıyor. Hemen hemen bütün evlerde büyük bir yemek salonu yer alıyor. Bu mekânlar misafirlerin ağırlandığı büyük salonlar olduğu için evin en gösterişli yerleri olarak düzenleniyor. Fresklerle dekore edilmiş duvarların, yerlerde Zeugma’nın en önemli buluntularından olan mozaiklerin çoğunun yer aldığı bu salonlar, ev sahiplerinin kimliklerini ve entelektüel birikimlerini yansıttıkları birer “show room” niteliğinde dekore ediliyor. Mimariye bağlı bu zenginliğin yanında metal aksamları korunarak günümüze ulaşan zengin mobilyalar ve aydınlatma gereçleri, ufak heykelcikler ve diğer aksesuarlar da odaya zenginlik katıyor.

Zeugma’da kalıntılarına ulaştığınız konut yapıları, bize ev sahiplerinin tahsili, sanata ilgileri, dekorasyon zevkleri, kültürel ve ekonomik özellikleriyle ilgili nasıl bilgiler veriyor?

Yaşadığımız mekânlar, kendimizi en rahat hissettiğimiz, özgürce özel yaşantımızı sürdürdüğümüz; karakterimizin, kimliğimizin, entelektüel düzeyimizin ve kültürel birikimimizin izlerini taşıyan alanlardır. Hiç tanımadığınız bir kişinin evine misafir olarak gittiğinizde, ev sahibinin dekore ettirdiği salonu için seçtiği tablolardan, kütüphanesindeki kitaplardan onun ilgi alanları veya kültürel birikimi hakkında bir miktar bilgi sahibi olabilirsiniz.

AİLELER ORTA VE ÜST SINIFTAN

Zeugma konutlarındaki tasarımlarda tercih edilen betimli duvar dekorasyonları veya antik dünyanın edebi metinlerinden seçilmiş sahnelerin betimlendiği zengin mozaikler de bize ev sakinlerinin sosyal tabakadaki yerleri hakkında oldukça önemli bilgiler sunuyor. Zeugma’daki kazılardan elde ettiğimiz bilgiler ışığında, Roma konutlarında yaşayan ailelerin kalburüstü orta sınıf ve üstü bir tabakadan olduğunu söyleyebiliriz.

Mousalar Evi kazı çalışmaları ne kadar süredir devam ediyor, yürütülen çalışmaları anlatır mısınız?

Mousalar Roma Konutu kazılarına 2007 yılında başladık. Eş zamanlı sürdürdüğümüz Dionysos ve Danae Evleri olarak adlandırılan konutlar için başlatılan korugan yapı nedeniyle kazıları 2011 yılına kadar bir süre yavaşlattık. Mousalar Roma Konutu’nun kazılarına 2012 yılında hız verdik. 2019’un Kasım ayında büyük oranda kazı kısmını tamamlamış olacağız.

Mousalar Roma Konutu kazıları oldukça zor şartlar altında gerçekleşiyor. Zeugma’nın zengin yaşantısına son veren ve büyük oranda eski görkemini, sosyal yapısını yitirmesine neden olan Sasani saldırısından sonra terk edilmiş ve yamaçta yer alması nedeniyle yaklaşık 20 metrelik bir toprak tabaka altında kalmış çok zorlayıcı bir dolguyu kazıyoruz. 20 metrelik toprak dolgu nedeniyle herhangi bir toprak kayması veya çöküntü olmasın diye teraslama yöntemiyle kazılarımıza devam ediyoruz. Mousalar Evi’ndeki kazı kesitimiz için Türkiye’de yürütülen klasik dönem kazılarının en yükseği demek yanlış olmaz sanırım.

Çalışmalarımızda bizi zorlayan durumlardan bir diğeri ise Zeugma’daki doğal kaya yapısı. Oldukça killi kireçtaşı yapısına sahip olan Zeugma’nın doğal kaya yapısı, ne yazık ki hemen hemen tüm antik yapılarda yapı taşı olarak kullanılmış. Bu malzeme konservasyon ve koruma açısından büyük sorun oluşturuyor.

Yapının içindeki Mousalar Mozaiğinden de biraz bahseder misiniz?

Muosalar Evi, 2007 ve 2008 yılında Dionysos ve Danae Evleri korugan yapısının doğusunda, Birecik Barajı rezervuarının hemen kenarında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış, oldukça iyi korunmuş bir Roma konutudur. Bir odasının tabanında bulunan mozaik üzerinde Yunan Paideia’sı için oldukça önemli olan lirik şiir, tarih, müzik, astroloji ve felsefe gibi konuların esin perileri sayılan dokuz Mousa betimlenmiştir. Bu ev, Zeugma’daki diğer evlere oranla topoğrafyaya göre ince ve uzun bir planla tasarlanmıştır. Konut kısmen simetrik bir plan göstermekte, ana kullanım aksı evin ortasında yer alan kuzey-güney doğrultulu merkezi koridorla sağlanmaktadır.

“MOUSALAR MOZAİĞİNİN BULUNDUĞU ODA ERKEKLERE AYRILMIŞ BİR YEMEK ODASIDIR”

Avlunun doğu ve batısında oluşan loggia’lardan simetrik olarak yerleştirilmiş iki kaya odasına geçilir. Mousalar Mozaiğinin bulunduğu oda, evin ana girişine yakın, erkeklere ayrılmış bir yemek odasıdır. Koridordan güneye doğru ilerledikçe sağda gynaikeion olarak tasarlanmış ve aydınlık olması için duvarları beyaz stucco’dan yapılmış girland bezemelerle süslü bir oda yer alır. Odanın tabanında perspektif olarak verilmiş Hellenistik tarzda svastika meanderlerle çerçevelenmiş dört clipeus içinde betimlenen dört kadın figürünün bulunduğu mozaik yer alır.

MOZAİKLERDEKİ SADIK KADIN KAHRAMANLAR

Bu odadan geçilen doğudaki loggia, opus-setcile tarzı mermer taklidi duvar freskleri ve figürlü bir taban mozaiğine sahiptir. Korinth düzeninde sütunların bulunduğu, oldukça iyi korunmuş bir mimariye sahip avluya bakan loggia’daki mozaik üzerinde geometrik desenli çerçeveler içinde iki kadın figürü yer alır. Antik dönemde şans getirdiğine inanılan çift ağızlı balta figürleriyle betimlenmiş iki kadın figürünün biri gynaikeion’dan bu mekâna gelenlere, diğeri ise kaya odasından çıkanlara bakar durumda yönlendirilmiştir. Gerek gynaikeion gerekse loggia’da yer alan mozaiklerde betimlenen kadın figürleri, Antik Yunan mitolojisinde eşine, ailesine bağlı, ideal eş ve kadın figürlerini betimler. İsimleri bir yazıtla belirtilmemiş bu figürlerin kimler olduğunu söylemek oldukça güç olsa da Homeros dünyasından başlayarak Yunan edebi metinlerinde övülen ve değer verilen sadık, iffetli kadın kahramanlar olduğu kesin gibidir.

Zeugma’da yaşayan aile reislerinin büyük çoğunluğunun görev nedeniyle evlerinden uzun süre ayrı kalan asker, asker emeklisi ve tüccar olduğu göz önüne alındığında mozaiklere ve fresklere yansıyan bu olgu daha anlamlı hâle gelmektedir.

YUNUS ÜZERİNDE BALIK TUTAN EROS

Mousalar Evi’nin ana avlusunda diğer konutlarda olduğu gibi Okeanos ve Tethys, çeşitli deniz canlıları ve balıklarla birlikte betimlenmiştir. Köşelerde yunus üzerinde balık tutan Eros figürleri bulunmaktadır. Evin bazı duvarları Hellenistik dönemde inşa edilmiş olabilir ancak yapının tasarımı büyük oranda MS 1’inci ve 2’nci yüzyıllarda gerçekleşmiştir. İç dekorasyonunun büyük bir kısmı MS 2’nci yüzyıl sonu, MS 3’üncü yüzyıl başlarında tamamlanan yapı, MS 252/53’teki Sasani işgali sırasında kullanım dışı kalmıştır.

Bunun dışında başka mozaik, fresk gibi dekorasyonel ögelere rastlanıldı mı çalışmalarda?

Mousalar Evi’nde oldukça iyi korunmuş freskler de yer alıyor. Bunların genel özelliği geometrik tarzda bezemelerden oluşmaları. Toprak boyalarla yapılmış bu zengin duvar dekorasyonları aslında MS 2’nci yüzyıl sonu ve MS 3’üncü yüzyıl başlarında Roma’da çok sevilen, pahalı bir işçiliği olan renkli mermerlerden yapılmış geometrik dekorasyona sahip mermer kaplamaların daha pratik ve ucuz taklitleri olan boyayla yapılmış örneklerini yansıtıyor.

AHŞAP KÖPRÜYLE BAĞLANAN İKİ KENT: SELEUKEİA VE APAMEA

Zeugma Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarının önemini anlatır mısınız?

MÖ 300’lerde Büyük İskender’in komutanlarından I. Seleukos Nikator tarafından kurulan Zeugma, özellikle kültürel etkileşim ve dönüşümlerin araştırılması açısından önemli kentler arasında yer alıyor. Antik Yunancada kelime anlamı “köprü”, “geçit” olan Zeugma, Fırat Nehri’nin en önemli geçiş noktasında kurulmuş doğu-batı ticaretinin ana yolu ve nehir boyunca uzanan kuzey-güney yolu arasında bir kesişim noktasında konumlanmış. Büyük olasılıkla bir katoikia, yani askeri yerleşim olarak Hellenistik dönemde kurulan kent, bulunduğu stratejik konumuyla Roma İmparatorluğunun doğudaki ana sınır kentlerinden biri olarak da önem kazanmış.

İlk kurulduğunda Zeugma, birbirine sallardan oluşan ahşap bir köprüyle bağlıydı ve Fırat Nehri’nin iki yakasında karşılıklı duran iki kentten oluşmaktaydı. Nehrin batı kıyısında yer alan yerleşime komutanın adından dolayı Seleukeia, doğu kıyısında yer alan karşı kente ise Seleukos’un Persli karısı Apama’dan dolayı Apamea denmiştir.

Zeugma’da son yıllarda yaptığımız araştırmalar bu kentin Hellenistik dönem öncesinde önemli bir dini merkez olduğunu gösterdi. MÖ 2’nci bin sonunda hakim Kummuh Krallığı yanında MÖ 1’inci bin içinde Mittani, Geç Hitit ve Yeni Asur Krallıklarına ait Karkamış Beyliği’ne bağlı bir kent olabileceği anlaşılan Zeugma’nın, Erken Demir Çağı olan MÖ 9 ve 8’inci yüzyıllardaki ismi henüz bilinmemektedir.

YENİDEN KURULUŞ: ZEUGMA, YUNAN KENTİ MODELİNE BÜRÜNÜYOR

Kentin Seleukos Nikator tarafından bir Yunan modeli şehri şeklinde yeniden kurulmasından sonra bölgede yaşayan yerli Mittani, Hitit, Asur ve Sami ırkların Hellenleşmesi sürecinde yerli bu topluluklar yavaş yavaş asimile olmuş ve kent yeni bir yunan kenti modeline bürünmüştür. Bulunduğu coğrafi konumu yanında bölgenin geçirdiği tarihsel süreç içinde oldukça önemli jeopolitik noktada yer alan Zeugma, Seleukos Krallığından ayrılarak kurulan Kommagene Krallığı topraklarına MÖ 1’inci yüzyıl içinde dahil edilmişti. Pers ve Hellenistik kültür dünyaları arasında doğal bir sınır ve kesişim noktası olmasıyla stratejik pozisyonundan dolayı kent, çeşitlilik gösteren etnik yapıların, dinlerin ve mesleklerin temsilcileri arasında alışılmış kültürlerarası karışımlara ve çatışmalara da sahne olmuştu.

“KAZILARIMIZDA FARKLI SENTEZLERİN İZLERİNİ ARAŞTIRIYORUZ”

Kent sakinlerini; bölgesel Sami nüfusun yanında Seleukos tarafından kente getirilen Greko-Makedon göçmenler, ticaret nedeniyle farklı bölgelerden gelen tüccarlar, kentin Roma İmparatorluğuna katılımından sonra sayısı artan Roma vatandaşı yüksek rütbeli askerler, lejyonerler ve memurlar, ayrıca Fırat Nehri’ni geçerken burada konaklamış yolcular oluşturuyordu. Buna bağlı olarak Zeugma’da birbiriyle bütünleşmiş, yeni sentezler oluşturmuş, çok çeşitli, zengin ve bir o kadar da belirsiz ve karmaşık etniklerin karakterini yansıtan kültürler, dinler ve onların arkeolojik kalıntıları yer almaktadır. Bu nedenle kazılarımızda bu farklı sentezlerin izlerini ve kalıntılarını araştırıyoruz.

Özellikle son dönemlerde yürüttüğünüz çalışmalarda hangi buluntulara rastladınız?

Son yıllarda kentin Hellenistik dönem öncesi varlığıyla ilgili önemli çalışmalar yürüttük. Bu çalışmalar sonucunda kentin en önemli kutsal alanı olarak adlandırabileceğimiz Belkıs Tepe’de MÖ 2’nci binin sonu ve MÖ 1’inci binin başlarından Geç Hitit Dönemine tarihlenen hiyeroglif yazıtlarla, buranın aslında çok daha eski bir kutsal alan olduğuna dair en eski arkeolojik kanıtlara ulaştık. Her sene Zeugma’nın konut alanında gerçekleştirdiğimiz kazılar bizlere antik dünyanın önemli edebi metinlerinden resmedilerek yapılmış mozaik sahneleri ve şimdiye kadar metin olarak günümüze ulaşamamış önemli edebi metinler hakkında, Antik Klasik Dünya Edebiyatı hakkında eşsiz bilgiler sunuyor.

Bu kazılar ne zamandan beri, kaç kişilik bir ekiple yürütülüyor?

Zeugma kazılarını 2005’ten bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Ankara Üniversitesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak yürütüyorum. Her sene kazı ekibimizin sayısı değişiyor; ancak genel olarak 10-25 kişi arasında değişen bir teknik kadromuz var. Arazide çalışan işçilerimizin sayısı da değişiyor, zaman zaman 40-50 kişiye kadar çıkabiliyor. Kazılarımıza yurt dışı ve yurt içindeki üniversite ve kurumlardan öğretim üyeleri, uzmanlar ve öğrenciler de katılıyor. Arkeoloji inter-disipliner araştırmaları gerektiren bir bilim dalı olduğu için başta arkeologlar olmak üzere eski çağ tarihçileri, epigraflar, antropologlar, paleo-zoologlar, arkeo-botanikçiler, arkeo-jeologlar, topograflar, mimarlar, jeofizikçiler, restoratör ve konservatörler, fotoğrafçılar gibi birçok farklı alandan araştırmacılar, uzmanlar ve öğrenciler çalışmalara katılıyor.

GÜL DEMİRDAŞ – TOKİ Haber Dergisi

TOKİ Haber
TOKİ Haber

Kurak topraklardan lavanta bahçelerine

Su kullanmadan yüksek katma değerli tarım ürünlerinin üretimini amaçlayan "Lisinia Doğa Projesi" ile Burdur'un kurak dağları mor diyarlara dönüştü.
Su kullanmadan yüksek katma değerli tarım ürünlerinin üretimini amaçlayan “Lisinia Doğa Projesi” ile Burdur’un kurak dağları mor diyarlara dönüştü. Kilometrelerce uzanan lavanta dereleri, ekoturizm geliriyle de şehir için önemli bir kazanç kapısı oldu. Gelişen teknoloji sadece sanayiyi değil, tarımı da şekillendiriyor. Akıllı tarım, tarım 4.0, topraksız tarım gibi ileri teknoloji gerektiren yöntemler, dünyada ve ülkemizde uygulanmaya başladı. Tarımdaki yeni arayışlardan susuz tarım ise genellikle teknoloji gerektirmeyen, su tüketimini en aza indiren ya da su kullanılmayan bir tarım yöntemi olarak öne çıkıyor. Lisinia Doğa Projesi Genel Koordinatörü Öztürk Sarıca, susuz tarım yöntemiyle yüksek katma değerli tarım ürünleri yetiştirmeyi başardı. Bunun püf noktası ise sulama gerektirmeyen bitkileri seçmek. Öztürk Sarıca lavanta, kekik, adaçayı gibi aromatik bitkileri dikip bunları sadece yağmur sularıyla yetiştirmiş. Öyle ki, geçen yıl 7 ay boyunca yağmur yağmamasına rağmen lavantalara hiç müdahale edilmemiş. Bu zor sürece lavantaların yüzde 80’i dayanıklılık göstermiş. Öztürk Sarıca, bu duruma ilişkin şunları söylüyor: “Dikim alanı zaten sulama yapılacak alanlar değil. Bu doğal seleksiyon. Susuzluğa dayanabilenler kalıyor. Dünyanın pek çok yerinde bu yönteme yağmur hasadı deniliyor.” Şimdi Anadolu’nun güneyinde, Burdur Gölü’nün kıyısındaki Lisinia Doğa’da kilometreler boyunca mor lavanta bahçeleri uzanıyor. Görüntüsü ve kokusuyla ruhu dinginleştiren, aynı zamanda kozmetik, ilaç ve deterjan sanayisinin değerli bir hammaddesi

İstanbul’da Jugendstil sanat akımıyla inşa edilen yapılar

Klasizm'in tarihselciliğine karşı bir arayışın sonucunda ortaya çıkan Jugendstil sanat akımı, İstanbul'da boğaz kıyılarının yanı sıra Beyoğlu ve Kadıköy'de de sıradışı örnekler bıraktı.
Jugendstil ya da genel adıyla Art Nouveau, Klasizm’in tarihselciliğine karşı bir arayışın sonucunda ortaya çıkmış ve bir dünya sanatı olmuştur” diyen Doç. Dr. Deniz Demirarslan, Jugendstil sanat akımının özelliklerini Letonya’nın başkenti Riga’daki binaların dış cephe ve iç mekân tasarımları üzerinden anlatıyor. Demirarslan, Jugendstil sanat akımının ülkemizdeki örneklerini de sıralıyor. Doç. Dr. Deniz DemirarslanKocaeli Üniversitesi, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, İç Mimarlık Bölümü Jugendstil akımı nasıl ortaya çıktı anlatır mısınız? Jugendstil, Almanca “Genç Üslup” anlamını taşımaktadır. Esasen 19. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan ve dünyaya egemen olan Jugendstil, sanat tarihindeki genel adıyla Art Nouveau akımının öncüleri, Sanayi Devrimi’nin de etkisiyle endüstriyel teknolojilerin ve özellikle yapı alanında yeni malzemelerin ve uygulama yöntemlerinin sunduğu olanaklardan yararlanarak ve tasarımlarını özenli bir işçilikle birleştirerek estetik uyumu yakalamayı amaçlamışlardır. SADECE BİR MİMARİ AKIMI DEĞİL Jugendstil ya da Art Nouveau, sadece bir mimari akımı değildir. Mimari, iç mimari, mobilya, grafik, ürün, mücevher ve moda tasarımı gibi pek çok alanda etkili olan biçim ve süslemenin olağanüstü uyumu olarak karşımıza çıkmaktadır. Hatta ünlü Titanic gemisi de sadece iç mekânıyla değil, gemi inşa tekniğiyle döneminin ve üslubun özelliklerini yansıtmaktadır. Sanat anlayışı bakımından oldukça karmaşık bir dönem olan 19. yüzyılda özellikle dekorasyonu, iç mekânı ve mobilyayı etkileyen yeni arayışlar içinde olan ve

Brütalist mimaride anıtsal etki

Manisa CBÜ Kula Mimari Restorasyon Programı Öğr. Üyesi Seval Alp, malzemenin ham hâliyle kullanımına vurgu yapan brütalist mimari ile heykel arasındaki ilişkiyi değerlendirdi.
Celal Bayar Üniversitesi Kula Mimari Restorasyon Programı Öğretim Üyesi Seval Alp, malzemenin ham hâliyle kullanımına vurgu yapan brütalist mimari ile heykel arasındaki ilişkiyi değerlendirdi. Dr. Öğr. Üyesi Seval AlpManisa Celal Bayar ÜniversitesiKula Mimari Restorasyon Programı Brütalist mimarinin belirleyici özelliklerinden bahseder misiniz? Nasıl bir ortam nasıl bir mimari değişimi beraberinde getirdi? Hangi mimarların bakış açıları ya da söylemleri brütalist akıma zemin hazırladı? Brütalist mimari genel hatlarıyla 1950’ler sonrası Avrupa’da ortaya çıkan ve betonun temel malzeme olduğu ancak kendi sınırlarını geliştiren bir yaklaşımla çelik ve cam gibi malzemelerin ham hâllerinin kullanıldığı bir mimarlık akımı olarak tanımlanabilir. Birinci Dünya Savaşı’nın yıkımı sonucu ortaya çıkan şehirlerin yeniden inşası sorunu, mimarlık alanında hızlı, kolay üretilen ve ucuz bir malzeme olan betonun önemini artırdı. Beton malzeme ucuzluğu, işlenme kolaylığı ve hızlı bir şekilde binanın yapılmasını mümkün kılmasından dolayı savaş sonrası mimari alanda en çok kullanılan malzeme hâline geldi. “MİMARLIK, HAM MALZEMELER ARACILIĞIYLA DUYGUSAL İLİŞKİLER MEYDANA GETİRMEKTEDİR” Bu dönemde beton malzeme konut sorununun çözümü olurken, dönemin ünlü mimarları August Peret, Le Corbusier gibi isimlerin bu malzemeye yaklaşımları da doğal hâlinin kullanımının vurgulanması şeklinde olmuştur. Bu mimarlar, malzemenin ham hâliyle bırakılmasının modern mimarinin temel tasarım parametreleri olan yalınlık, saflık, düzgünlük gibi kavramları desteklediğinin altını çizmiş ve bu anlamda