Fırat’ın kıyısındaki ilham perileri

Gaziantep Zeugma Antik Kenti'nde sivil halkın yaşadığı "Mousalar (İlham Perileri) Evi" olarak adlandırılan Roma evleri gün yüzüne çıkarılıyor.

Fırat Nehri kıyısında yer alan ve “Çingene Kızı” mozaiğiyle gündeme gelen Gaziantep Zeugma Antik Kenti’nde Prof. Dr. Kutalmış Görkay liderliğinde yürütülen kazılar, 14’üncü yılına girdi. Kültürel etkileşim ve dönüşümlerin araştırılması bakımından büyük önem taşıyan Zeugma’da 2005’te başlayan ilk kurtarma kazılarıyla Roma evlerindeki zarif mozaikler gün yüzüne çıkarılmıştı. 2007’den bu yana ise sivil halkın yaşadığı konut alanında Mousalar Evi olarak adlandırılan Roma evleri kazısı yürütülüyor.

Prof. Dr. Kutalmış Görkay Zeugma Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı, Ankara Üniversitesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Ziyaretçilerin antik dönem konut mimarisi hakkında bilgi sahibi olabileceği Mousalar Evi, adını dönemin yazarları, şairleri, müzisyenleri, tarihçileri ve filozofları için resmedilmiş dokuz ilham perisinin yer aldığı Mousalar Mozaiğinden alıyor. Zengin mimari dekorasyonu, iyi korunmuş mozaik ve freskleriyle Zeugma’daki en önemli Roma konut örneklerinden biri olan Mousalar (İlham Perileri) Evi’nin gelecek yılın sonunda ziyaretçilere açılması hedefleniyor.

Kazı Başkanı Prof. Dr. Kutalmış Görkay, “Oldukça iyi korunmuş bir Roma konutu” diye ifade ettiği Mousalar Evi’nin Zeugma’daki diğer evlere oranla topoğrafyaya göre ince ve uzun bir planla tasarlandığını söylüyor. Görkay, 2005’ten bu yana kazı çalışmaları devam eden, Antik dönemin stratejik kentlerinden biri olan Zeugma’da farklı sentezlerin izlerini aradıkları kazı sürecini anlatıyor.

Mousalar Evi, bizim bildiğimiz anlamda (odaları, salonu, mutfağı vb. olan) bir konut yapısı mı, hangi mimari özellikleri taşıyor?

Mousalar Evi, MS 1’inci yüzyıl sonu, 2’nci yüzyıl içinde inşa edilmiş ve MS 252/53 yıllında Zeugma’nın büyük oranda talan edilerek terk edilmesine neden olmuş Sasani işgaline kadar kullanım görmüş ve oldukça iyi korunmuş bir Roma dönemi konutudur. Evin oturum alanı yaklaşık ölçüleriyle 12mx30m civarında, yani 360 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır. Zeugma’daki diğer Roma konutlarıyla karşılaştırdığımızda orta büyüklükte diyebileceğimiz bu konutun planı, diğer konut planlarıyla işlevsel olarak benzerlikler gösterir.

ZEUGMA’DAN GAZİANTEP’E KONUT KÜLTÜRÜ BENZERLİĞİ

Zeugma’daki Roma dönemi konutları Gaziantep’in eski kent dokusunu oluşturan, 19’uncu yüzyıl sonları ve 20’nci yüzyıl başlarında büyük oranda inşa edilen, kalabalık aile yapısına sahip ve sosyal tabakalaşmada ortanın üstü ve üst düzey varlıklı ailelerin yaşadığı avlulu taş evlerle, gerek plan olarak gerekse malzeme açısından paralellik göstermektedir.

Evlerin planlaması, mekânların dekorasyonu günümüzde olduğu gibi içinde yaşayanların gelenek, görenek, inanç ve kültürlerine göre şekillenmektedir. Yaşayanların kaliteli, sağlıklı ve konforlu bir yaşam sürmeleri için konutun doğa ve yerel klimayla olan ilişkisi mimari bütünlük içinde çözümlenmiştir. Konutlar genelikle yamaçlarda olduğu için bazı yerlerde eğime dayalı olarak iki kat şeklinde görülmektedir.

Konutların malzemeleri ise genellikle taş, kerpiç ve ahşaptır. Bazı konutlarda pişmiş topraktan yapılmış Roma tuğlaları yine Roma çimentosu olarak adlandırılan opus-caementicum bağlanarak kullanılmış.

“BÜYÜK SALONLAR ENTELEKTÜEL BİRİKİMİ YANSITIYOR”

Konut planlarına gelince… Bu evler avlulu evler, yaşam mekânları bu avluların etrafında şekilleniyor. Avlular genellikle evin esas yaşam alanlarının merkezinde konumlanıyor; tıpkı eski Gaziantep evlerinde “hayat” denilen mekânlar gibi. Orta büyüklükte bir evin dört-beş odası bulunuyor, bunların bazıları yazlık ve kışlık olarak ayrılıyor. Hemen hemen bütün evlerde büyük bir yemek salonu yer alıyor. Bu mekânlar misafirlerin ağırlandığı büyük salonlar olduğu için evin en gösterişli yerleri olarak düzenleniyor. Fresklerle dekore edilmiş duvarların, yerlerde Zeugma’nın en önemli buluntularından olan mozaiklerin çoğunun yer aldığı bu salonlar, ev sahiplerinin kimliklerini ve entelektüel birikimlerini yansıttıkları birer “show room” niteliğinde dekore ediliyor. Mimariye bağlı bu zenginliğin yanında metal aksamları korunarak günümüze ulaşan zengin mobilyalar ve aydınlatma gereçleri, ufak heykelcikler ve diğer aksesuarlar da odaya zenginlik katıyor.

Zeugma’da kalıntılarına ulaştığınız konut yapıları, bize ev sahiplerinin tahsili, sanata ilgileri, dekorasyon zevkleri, kültürel ve ekonomik özellikleriyle ilgili nasıl bilgiler veriyor?

Yaşadığımız mekânlar, kendimizi en rahat hissettiğimiz, özgürce özel yaşantımızı sürdürdüğümüz; karakterimizin, kimliğimizin, entelektüel düzeyimizin ve kültürel birikimimizin izlerini taşıyan alanlardır. Hiç tanımadığınız bir kişinin evine misafir olarak gittiğinizde, ev sahibinin dekore ettirdiği salonu için seçtiği tablolardan, kütüphanesindeki kitaplardan onun ilgi alanları veya kültürel birikimi hakkında bir miktar bilgi sahibi olabilirsiniz.

AİLELER ORTA VE ÜST SINIFTAN

Zeugma konutlarındaki tasarımlarda tercih edilen betimli duvar dekorasyonları veya antik dünyanın edebi metinlerinden seçilmiş sahnelerin betimlendiği zengin mozaikler de bize ev sakinlerinin sosyal tabakadaki yerleri hakkında oldukça önemli bilgiler sunuyor. Zeugma’daki kazılardan elde ettiğimiz bilgiler ışığında, Roma konutlarında yaşayan ailelerin kalburüstü orta sınıf ve üstü bir tabakadan olduğunu söyleyebiliriz.

Mousalar Evi kazı çalışmaları ne kadar süredir devam ediyor, yürütülen çalışmaları anlatır mısınız?

Mousalar Roma Konutu kazılarına 2007 yılında başladık. Eş zamanlı sürdürdüğümüz Dionysos ve Danae Evleri olarak adlandırılan konutlar için başlatılan korugan yapı nedeniyle kazıları 2011 yılına kadar bir süre yavaşlattık. Mousalar Roma Konutu’nun kazılarına 2012 yılında hız verdik. 2019’un Kasım ayında büyük oranda kazı kısmını tamamlamış olacağız.

Mousalar Roma Konutu kazıları oldukça zor şartlar altında gerçekleşiyor. Zeugma’nın zengin yaşantısına son veren ve büyük oranda eski görkemini, sosyal yapısını yitirmesine neden olan Sasani saldırısından sonra terk edilmiş ve yamaçta yer alması nedeniyle yaklaşık 20 metrelik bir toprak tabaka altında kalmış çok zorlayıcı bir dolguyu kazıyoruz. 20 metrelik toprak dolgu nedeniyle herhangi bir toprak kayması veya çöküntü olmasın diye teraslama yöntemiyle kazılarımıza devam ediyoruz. Mousalar Evi’ndeki kazı kesitimiz için Türkiye’de yürütülen klasik dönem kazılarının en yükseği demek yanlış olmaz sanırım.

Çalışmalarımızda bizi zorlayan durumlardan bir diğeri ise Zeugma’daki doğal kaya yapısı. Oldukça killi kireçtaşı yapısına sahip olan Zeugma’nın doğal kaya yapısı, ne yazık ki hemen hemen tüm antik yapılarda yapı taşı olarak kullanılmış. Bu malzeme konservasyon ve koruma açısından büyük sorun oluşturuyor.

Yapının içindeki Mousalar Mozaiğinden de biraz bahseder misiniz?

Muosalar Evi, 2007 ve 2008 yılında Dionysos ve Danae Evleri korugan yapısının doğusunda, Birecik Barajı rezervuarının hemen kenarında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış, oldukça iyi korunmuş bir Roma konutudur. Bir odasının tabanında bulunan mozaik üzerinde Yunan Paideia’sı için oldukça önemli olan lirik şiir, tarih, müzik, astroloji ve felsefe gibi konuların esin perileri sayılan dokuz Mousa betimlenmiştir. Bu ev, Zeugma’daki diğer evlere oranla topoğrafyaya göre ince ve uzun bir planla tasarlanmıştır. Konut kısmen simetrik bir plan göstermekte, ana kullanım aksı evin ortasında yer alan kuzey-güney doğrultulu merkezi koridorla sağlanmaktadır.

“MOUSALAR MOZAİĞİNİN BULUNDUĞU ODA ERKEKLERE AYRILMIŞ BİR YEMEK ODASIDIR”

Avlunun doğu ve batısında oluşan loggia’lardan simetrik olarak yerleştirilmiş iki kaya odasına geçilir. Mousalar Mozaiğinin bulunduğu oda, evin ana girişine yakın, erkeklere ayrılmış bir yemek odasıdır. Koridordan güneye doğru ilerledikçe sağda gynaikeion olarak tasarlanmış ve aydınlık olması için duvarları beyaz stucco’dan yapılmış girland bezemelerle süslü bir oda yer alır. Odanın tabanında perspektif olarak verilmiş Hellenistik tarzda svastika meanderlerle çerçevelenmiş dört clipeus içinde betimlenen dört kadın figürünün bulunduğu mozaik yer alır.

MOZAİKLERDEKİ SADIK KADIN KAHRAMANLAR

Bu odadan geçilen doğudaki loggia, opus-setcile tarzı mermer taklidi duvar freskleri ve figürlü bir taban mozaiğine sahiptir. Korinth düzeninde sütunların bulunduğu, oldukça iyi korunmuş bir mimariye sahip avluya bakan loggia’daki mozaik üzerinde geometrik desenli çerçeveler içinde iki kadın figürü yer alır. Antik dönemde şans getirdiğine inanılan çift ağızlı balta figürleriyle betimlenmiş iki kadın figürünün biri gynaikeion’dan bu mekâna gelenlere, diğeri ise kaya odasından çıkanlara bakar durumda yönlendirilmiştir. Gerek gynaikeion gerekse loggia’da yer alan mozaiklerde betimlenen kadın figürleri, Antik Yunan mitolojisinde eşine, ailesine bağlı, ideal eş ve kadın figürlerini betimler. İsimleri bir yazıtla belirtilmemiş bu figürlerin kimler olduğunu söylemek oldukça güç olsa da Homeros dünyasından başlayarak Yunan edebi metinlerinde övülen ve değer verilen sadık, iffetli kadın kahramanlar olduğu kesin gibidir.

Zeugma’da yaşayan aile reislerinin büyük çoğunluğunun görev nedeniyle evlerinden uzun süre ayrı kalan asker, asker emeklisi ve tüccar olduğu göz önüne alındığında mozaiklere ve fresklere yansıyan bu olgu daha anlamlı hâle gelmektedir.

YUNUS ÜZERİNDE BALIK TUTAN EROS

Mousalar Evi’nin ana avlusunda diğer konutlarda olduğu gibi Okeanos ve Tethys, çeşitli deniz canlıları ve balıklarla birlikte betimlenmiştir. Köşelerde yunus üzerinde balık tutan Eros figürleri bulunmaktadır. Evin bazı duvarları Hellenistik dönemde inşa edilmiş olabilir ancak yapının tasarımı büyük oranda MS 1’inci ve 2’nci yüzyıllarda gerçekleşmiştir. İç dekorasyonunun büyük bir kısmı MS 2’nci yüzyıl sonu, MS 3’üncü yüzyıl başlarında tamamlanan yapı, MS 252/53’teki Sasani işgali sırasında kullanım dışı kalmıştır.

Bunun dışında başka mozaik, fresk gibi dekorasyonel ögelere rastlanıldı mı çalışmalarda?

Mousalar Evi’nde oldukça iyi korunmuş freskler de yer alıyor. Bunların genel özelliği geometrik tarzda bezemelerden oluşmaları. Toprak boyalarla yapılmış bu zengin duvar dekorasyonları aslında MS 2’nci yüzyıl sonu ve MS 3’üncü yüzyıl başlarında Roma’da çok sevilen, pahalı bir işçiliği olan renkli mermerlerden yapılmış geometrik dekorasyona sahip mermer kaplamaların daha pratik ve ucuz taklitleri olan boyayla yapılmış örneklerini yansıtıyor.

AHŞAP KÖPRÜYLE BAĞLANAN İKİ KENT: SELEUKEİA VE APAMEA

Zeugma Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarının önemini anlatır mısınız?

MÖ 300’lerde Büyük İskender’in komutanlarından I. Seleukos Nikator tarafından kurulan Zeugma, özellikle kültürel etkileşim ve dönüşümlerin araştırılması açısından önemli kentler arasında yer alıyor. Antik Yunancada kelime anlamı “köprü”, “geçit” olan Zeugma, Fırat Nehri’nin en önemli geçiş noktasında kurulmuş doğu-batı ticaretinin ana yolu ve nehir boyunca uzanan kuzey-güney yolu arasında bir kesişim noktasında konumlanmış. Büyük olasılıkla bir katoikia, yani askeri yerleşim olarak Hellenistik dönemde kurulan kent, bulunduğu stratejik konumuyla Roma İmparatorluğunun doğudaki ana sınır kentlerinden biri olarak da önem kazanmış.

İlk kurulduğunda Zeugma, birbirine sallardan oluşan ahşap bir köprüyle bağlıydı ve Fırat Nehri’nin iki yakasında karşılıklı duran iki kentten oluşmaktaydı. Nehrin batı kıyısında yer alan yerleşime komutanın adından dolayı Seleukeia, doğu kıyısında yer alan karşı kente ise Seleukos’un Persli karısı Apama’dan dolayı Apamea denmiştir.

Zeugma’da son yıllarda yaptığımız araştırmalar bu kentin Hellenistik dönem öncesinde önemli bir dini merkez olduğunu gösterdi. MÖ 2’nci bin sonunda hakim Kummuh Krallığı yanında MÖ 1’inci bin içinde Mittani, Geç Hitit ve Yeni Asur Krallıklarına ait Karkamış Beyliği’ne bağlı bir kent olabileceği anlaşılan Zeugma’nın, Erken Demir Çağı olan MÖ 9 ve 8’inci yüzyıllardaki ismi henüz bilinmemektedir.

YENİDEN KURULUŞ: ZEUGMA, YUNAN KENTİ MODELİNE BÜRÜNÜYOR

Kentin Seleukos Nikator tarafından bir Yunan modeli şehri şeklinde yeniden kurulmasından sonra bölgede yaşayan yerli Mittani, Hitit, Asur ve Sami ırkların Hellenleşmesi sürecinde yerli bu topluluklar yavaş yavaş asimile olmuş ve kent yeni bir yunan kenti modeline bürünmüştür. Bulunduğu coğrafi konumu yanında bölgenin geçirdiği tarihsel süreç içinde oldukça önemli jeopolitik noktada yer alan Zeugma, Seleukos Krallığından ayrılarak kurulan Kommagene Krallığı topraklarına MÖ 1’inci yüzyıl içinde dahil edilmişti. Pers ve Hellenistik kültür dünyaları arasında doğal bir sınır ve kesişim noktası olmasıyla stratejik pozisyonundan dolayı kent, çeşitlilik gösteren etnik yapıların, dinlerin ve mesleklerin temsilcileri arasında alışılmış kültürlerarası karışımlara ve çatışmalara da sahne olmuştu.

“KAZILARIMIZDA FARKLI SENTEZLERİN İZLERİNİ ARAŞTIRIYORUZ”

Kent sakinlerini; bölgesel Sami nüfusun yanında Seleukos tarafından kente getirilen Greko-Makedon göçmenler, ticaret nedeniyle farklı bölgelerden gelen tüccarlar, kentin Roma İmparatorluğuna katılımından sonra sayısı artan Roma vatandaşı yüksek rütbeli askerler, lejyonerler ve memurlar, ayrıca Fırat Nehri’ni geçerken burada konaklamış yolcular oluşturuyordu. Buna bağlı olarak Zeugma’da birbiriyle bütünleşmiş, yeni sentezler oluşturmuş, çok çeşitli, zengin ve bir o kadar da belirsiz ve karmaşık etniklerin karakterini yansıtan kültürler, dinler ve onların arkeolojik kalıntıları yer almaktadır. Bu nedenle kazılarımızda bu farklı sentezlerin izlerini ve kalıntılarını araştırıyoruz.

Özellikle son dönemlerde yürüttüğünüz çalışmalarda hangi buluntulara rastladınız?

Son yıllarda kentin Hellenistik dönem öncesi varlığıyla ilgili önemli çalışmalar yürüttük. Bu çalışmalar sonucunda kentin en önemli kutsal alanı olarak adlandırabileceğimiz Belkıs Tepe’de MÖ 2’nci binin sonu ve MÖ 1’inci binin başlarından Geç Hitit Dönemine tarihlenen hiyeroglif yazıtlarla, buranın aslında çok daha eski bir kutsal alan olduğuna dair en eski arkeolojik kanıtlara ulaştık. Her sene Zeugma’nın konut alanında gerçekleştirdiğimiz kazılar bizlere antik dünyanın önemli edebi metinlerinden resmedilerek yapılmış mozaik sahneleri ve şimdiye kadar metin olarak günümüze ulaşamamış önemli edebi metinler hakkında, Antik Klasik Dünya Edebiyatı hakkında eşsiz bilgiler sunuyor.

Bu kazılar ne zamandan beri, kaç kişilik bir ekiple yürütülüyor?

Zeugma kazılarını 2005’ten bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Ankara Üniversitesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak yürütüyorum. Her sene kazı ekibimizin sayısı değişiyor; ancak genel olarak 10-25 kişi arasında değişen bir teknik kadromuz var. Arazide çalışan işçilerimizin sayısı da değişiyor, zaman zaman 40-50 kişiye kadar çıkabiliyor. Kazılarımıza yurt dışı ve yurt içindeki üniversite ve kurumlardan öğretim üyeleri, uzmanlar ve öğrenciler de katılıyor. Arkeoloji inter-disipliner araştırmaları gerektiren bir bilim dalı olduğu için başta arkeologlar olmak üzere eski çağ tarihçileri, epigraflar, antropologlar, paleo-zoologlar, arkeo-botanikçiler, arkeo-jeologlar, topograflar, mimarlar, jeofizikçiler, restoratör ve konservatörler, fotoğrafçılar gibi birçok farklı alandan araştırmacılar, uzmanlar ve öğrenciler çalışmalara katılıyor.

GÜL DEMİRDAŞ – TOKİ Haber Dergisi

TOKİ Haber
TOKİ Haber

Mekansız bir hareket: Sokak sanatı

Sanatı galeri ve müzayedelerden çekip çıkararak gündelik yaşamın tam ortasına yerleştiren sokak sanatı, duvarları, asfaltı, direkleri, yolları, kaldırımları tablo hâline getiriyor.
Sanatı galeri ve müzayedelerden çekip çıkararak gündelik yaşamın tam ortasına yerleştiren sokak sanatı (Street Art), tüm dünyada hızla yayılıyor. Duvarları, asfaltı, direkleri, yolları, kaldırımları tablo hâline getiren sanatçıların farklı motivasyonları var; kimisi politik bir duruş sergiliyor kimisi modern insanın sorunlarını anlatıyor. Kimi de sadece eğlence ve mizah peşinde. “Sanat nedir” kadar eski değilse bile uzun süredir tartışılan bir soru var: “Sanatın mekânı var mıdır?” Resim, heykel, müzik, tiyatro gibi sanat dalları tarih boyunca kendi özel şartlarına sahip olsa da günümüz dünyası tüm kuralları esneten, hatta yıkan sanatçıların oyun alanına dönüşüyor. Yıkık bir duvar, eski bir çöp tenekesi, cılız bir ağaç ya da boş bir apartman cephesi yaratıcı dokunuşlarla birden bulunduğu çevrenin en dikkat çekici nesnesine dönüşebiliyor. Ve buna kısaca “sokak sanatı” deniyor. Sokak sanatını teorik anlamda incelemek kolay değil. Görece yeni denebilecek bu akımın hem geleneksel hem de modern sanat anlayışının önümüze koyduğu kalıpların dışında durması işi biraz zorlaştırıyor. Buna karşın duvarları, asfaltı, direkleri, yolları, kaldırımları tablo hâline getirerek sanatını bedava sunan, insanlığın her türden sorununa kayıtsız kalmayan sokak sanatçılarının sayısı günden güne artıyor. DÜNYANIN EN BÜYÜK MEDYASI: SOKAK Sokak sanatının günlük hayatın sıkça karşılaştığımız bir parçası hâline gelerek belli bir üne kavuşması yeni sayılsa da geçmişi 1920’lere kadar uzanıyor.

Kent mobilyaları şehirlere konfor ve estetik katıyor

Şehir hayatında kentsel alanın parçası hâline gelen kent mobilyaları, yaşama konfor ve estetik katarken, kentlerin kimliğini de oluşturuyor.
Şehir yaşantısında kentsel alanın parçası hâline gelen kent mobilyalarında işlevsellik kadar estetik de önem taşıyor. İnsan psikolojisine etki eden kent mobilyalarının tasarımı kentin kimliğini oluştururken, hatalı seçimi kentte görsel kirlilik katıyor. Banklar, aydınlatma elemanları, ağaç ızgarası, çiçeklik, bilet gişesi, bisiklet parkı, çöp konteyneri, geri dönüşüm kutusu, toplu taşıma durakları, süs havuzu, çeşme, kameriye, oyun parkı, açık alan spor aletleri, piknik masası, para çekme ünitesi, umumi tuvalet, reklam ve sergi elemanı, yönlendirme levhası, hayvanlar için sokak mobilyası… Belki farkında değiliz ama sokağımızda, caddelerimizde, parklarımızda, pek çok kent mobilyası yer alıyor. Kent hayatını kolaylaştıran ve yaşama konfor katan bu ürünler, teknoloji ve şehirlerin gelişimiyle çeşitleniyor. Kentli insanın beklentisinin yükselmesinin yanı sıra parkların, uydu kent ve sitelerin yaygınlaşmasıyla kent mobilyası sektörü özellikle son 15-20 yılda büyük ilerleme gösterdi. Kalite, tasarım ve teknolojide ciddi yol kat eden sektör, gelişmiş ülkelerin üretim teknolojisini yakalayarak 30 ülkeye kent mobilyası ihraç edecek güce ulaştı. MALZEME SEÇİMİNDE İŞLEV DAHA ETKİLİ Türkiye’de önceleri sadece beton ve ahşap ağırlıklı kent mobilyaları üretilirken, günümüzde alüminyum, paslanmaz çelik, kompozit, pik döküm, sac metal, plastik gibi malzemeler de yaygınlaştı. Malzeme seçimini, ürünün yeri ve işlevi belirliyor. Örneğin metro ve banliyö istasyonlarında uzun süre oturma işlevi taşımayan sac metal ve boru konstrüksiyon kullanılıyor. İnsanların

Mimaride matematik ve sanat

M. Akif Ersoy Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Neşe İşler Acar, müzik, resim, şiir ve mimari eserlerde sanat ve matematiğin ayrılmaz bir bütün olduğunu anlattı.
Müzik, resim, şiir ve mimari eserlerde sanat ve matematiğin ayrılmaz bir bütün olduğunu anlatan Neşe İşler Acar, “Tasarımın temeline indiğimizde her bir ayrıntının aslında geometrik şekillerden, sayılardan türemiş olduğunu fark ederiz” diyor. Matematik ve sanat birbirinden ayrı disiplinler olarak görülür. Oysa her sanat eserinde matematiksel bir kurgu vardır öyle değil mi? Yrd.Doç.Dr. NEŞE İŞLER ACAR Luca Pacioli’nin de dediği gibi “Matematik olmadan sanat olmaz.” Matematik bazılarımız için korkulu bir rüya, bazılarımız için yaşamın sayısal kurgusu. Sanat ile matematik uzak bir disiplin gibi görünse de bilinçli ya da bilinçsiz her eserin bir matematiği vardır. Müziğin matematiği, resmin matematiği, mimarinin matematiği… Notalar, geometrik formlar, çizgiler… Sayılar ve şekillere duyduğu merakıyla bilinen İtalyan matematikçi Luca Pacioli, “Matematik olmadan sanat olmaz” sözüyle sanat ve matematiğin ayrılamaz bir bütün olduğunu vurgular. “DÜNYADA ÇİRKİN BİR MATEMATİK İÇİN KALICI BİR YER YOKTUR” Matematik ve sanat kendi içinde bir ahenk barındırır. Nasıl ki resimde renk uyumu, şiirde sözcükler arasında bir düzen, anlam bütünlüğü varsa matematikte de işlemler arasında bir düzen, problemi ve teoremi çözmedeki düşüncede bir güzellik ve uyum vardır. Ünlü İngiliz matematikçi Hardy, Bir Matematikçinin Savunması kitabında şöyle der: “Bir matematikçinin yaptığı şey bir ressamın ya da şairinki kadar güzel olmalıdır. Düşünceler, renkler ve sözcükler gibi uyumlu bir