İstanbul’un huzurlu semti: Kuzguncuk

İstanbul’un Anadolu Yakası'nda Üsküdar ilçesinde bulunan Kuzguncuk, sakinliği, doğası, huzuru ve farklı dinlere mensup insanların birlikte yaşadığı eski semtlerden biri.

İstanbul’un Anadolu Yakası’nda Üsküdar ilçesinde bulunan Kuzguncuk, sakinliği, doğası, huzuru ve farklı dinlere mensup insanların birlikte yaşadığı eski semtlerden biri.

İnsanı dinlendiren, sakinleştiren ve huzurlu hissettiren; en işlek alanı İcadiye Caddesi’nin her iki yanını kaplayan dev çınarlar Kuzguncuk’un en önemli simgelerinden. Kuzguncuk’un ana damarlarından birisi olan İcadiye Caddesi; modern ve eski işletmelerin bir arada yer aldığı, sebze ve meyve ekiminin yapıldığı bostana, kilise, sinagog, cami ve renkli tarihi binalara ev sahipliği yapıyor.

Musevi, Ermeni, Rumların ve Türklerin bir arada yaşadığı Kuzguncuk’ta pek çok farklı dinsel yapı bulunuyor. İskelenin karşısında Surp Krikor Lusaveriç Kilisesi ve Kuzguncuk Camii aynı arsa içinde yan yana yer alıyor. İcadiye Caddesi’nin hemen girişinde sol tarafta Ayios Yeorgios Rum Ortodoks Kilisesi, yine aynı caddede Ayios Panteleimon Rum Ortodoks Kilisesi ve Beth Ya’akov Sinagogu bulunuyor.

Kuzguncuk sokaklarında rengârenk tarihi evler ve köşkler kartpostallık görüntüler oluşturuyor. Yapılan restorasyon çalışmalarıyla ev ve köşkler hem güçlendiriliyor, hem de semtin nostaljik kısmı korunmaya devam ediyor. Tarihi ev ve köşkleri barındıran “Simitçi Tahir” Sokağı gezilmesi gereken yerler arasında alıyor.

Kuzguncuk, nostaljik mimarisi, yeşili bol ülkemizin en sevilen dizilerinin de çekim merkezi oldu. İcadiye Caddesi’nde Ayios Yeorgios Rum Ortodoks Kilisesi’ni ilerisinde sol tarafta yer alan “Perihan Abla” Sokağı’nda yer alan evler ve dükkânlar; 1986-1988 yılları arasında Perran Kutman ve Şevket Altuğ’un oynadığı, annelerimizin favorisi Perihan Abla ile, 2002-2005 yılları arasında Savaş Dinçel, Hasan Kaçan ve Kadir Çöpdemir gibi sanatçıların başrolde oynadığı Ekmek Teknesi dizilerine ev sahipliği yaptı.

Pek çok eski ve modern kafelere ev sahipliği yapan Kuzguncuk’ta kafelerin yan sıra yakın zamanlarda atölye ve hediyelik eşya dükkânı da açıldı. Kuzguncuk’a özgü lezzetlerden biri de Tarihi Kuzguncuk Fırını’nda yapılan meşhur Kuzguncuk Mantarı. Sadece fındık unu ve badem unu yapılan bu koca kurabiye gezenlerin ilgi gösterdiği lezzetli bir aperatif.

Kuzguncuk’un en önemli özelliklerinden biri de bostanı. İcadiye Caddesi üzerinde yer alan, semtin hafızasını oluşturan Kuzguncuk Bostanı; küçük bahçelere ayrılan arazide kurayla belirlenecek kişilerin belirli bir dönem dikim ve hasat yapması üzerine kurulu.

Ünlü yemek yazarı Refika’nın Mutfağı ise postanenin sokağındaki 1923 tarihli Simotas binasında yer alıyor. Kuzguncuk’ta boğazı gören Çınaraltı kafede çayınızı yudumlayıp; dinlenebilir ardından; Kuzguncuk’un yokuşunu çıktığınızda Botanik Bahçe’yi ziyaret edebilir, Yahudi Mezarlığı ve karşısında bulunan Abdülmecid Efendi Köşkü’nü görebilirsiniz. Yokuşun tepesinde Nakkaştepe Millet Parkı ve boğaz manzaralı kafeler yer alıyor.

Avrupa Yakası’ndan Kuzguncuk’a gitmek için Beşiktaş iskelesinden kalkan Üsküdar motorlarına binerek Üsküdar’a geçebilirsiniz. Üsküdar’dan yürüyerek ya da Mihrimah Sultan Camii’nin önünden kalkan Beykoz istikameti otobüslerine binebilirsiniz. Anadolu Yakası’ndan Kuzguncuk’a gitmek isteyenler ise Mihrimah Sultan Camii’nin önünde kalkan otobüs ve minibüsleri kullanarak ya da yürüyerek gitmeyi tercih edebilirler.

Kaynak: İstanbul Valiliği Web Sitesi

İlgili Konular:
TOKİ Haber
TOKİ Haber

“Edebiyat bir şehre damgasını vurmuşsa, o şehir unutulmaz”

İstanbul üzerine pek çok söz söylendi. Ancak hiçbiri kalem erbabının ruhundan damıtılan edebiyat eserleri kadar kalıcı olmadı…
İstanbul üzerine pek çok söz söylendi. Ancak hiçbiri kalem erbabının ruhundan damıtılan edebiyat eserleri kadar kalıcı olmadı… Edebiyatımıza kattıkları ve ilham veren kaynağı ile İstanbul’u Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Handan İnci Elçi ile konuştuk. İstanbul’un etkisinde kalmış yazarlara dair neler söylersiniz? İstanbul çok ilham verici bir şehir. İstanbul’da yaşayan bir yazarın bu şehri şiirine, öyküsüne, romanına aksettirmemesi mümkün değil. Tarih boyunca da böyle olmuş. Ben İstanbul ve edebiyat ilişkisini 19. Yüzyıl itibariyle başlayan yenileşme dönemiyle sınırlayarak söze gireyim. Batı uygarlığını modellemeye yöneldiğimiz geçiş aşamasında ortaya çıkan roman türünde ilk örnekleri veren Namık Kemaller, Ahmet Mithatlar, Recaizadeler romanlarında İstanbul’u daha çok bu sürecin toplumsal hayata yansımasını gösterdikleri bir mekân olarak kullanmışlar. Yani İstanbul, onlar için bir manzara olarak anlam üretmemiş ya da tarihi katmanlarıyla ilgilerini çekmemiş, İstanbul’u Batılı yaşama biçimlerinin örneklendiği moda mekânlarla, mesela Beyoğlu ile daha geleneksel mekânlar arasındaki çatışmalar üzerinden anlatmışlar. İstanbul’un bir manzara duygusuyla edebiyatımıza girmesi Servet-i Fünun dönemiyle başlar. Halid Ziya, Mehmed Rauf başta olmak üzere Servet-i Fünun edebiyatçıları İstanbul’u estetize ederler, adeta şiir gibi anlatırlar. Özellikle Eylül’ün Boğaz’ı anlatan öyle bölümleri vardır ki hakikaten bir şiir okuyormuş duygusu alırsınız. Edebiyatımızda İstanbul’u manzaralaştıran asıl isim Yahya Kemal’dir. “Sana dün bir tepeden baktım” dediği

İslam medeniyetinin bilim ve teknoloji tarihi bu müzede

İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi, İslam medeniyetinin bilim ve teknoloji dünyasına katkılarını ziyaretçileriyle buluşturuyor.
Tarihi Yarımada’da Gülhane Parkı içerisinde, saray surlarına bitişik Has Ahırlar Binası’nda Prof. Dr. Fuat Sezgin’in gayretleriyle kurulan İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi, İslam medeniyetinin bilim ve teknoloji dünyasına katkılarını ziyaretçileriyle buluşturuyor. Yaşadığı süre boyunca hayatını İslam bilim ve teknoloji tarihini tanıtmaya adayan dünyaca ünlü İslam Bilim Tarihçisi Prof. Dr. Fuat Sezgin, İslam kültür dünyasında geliştirilen, icat edilen alet ve cihazların benzeri maketlerini ortaya koyma düşüncesini 80’li yıllarda Frankfurt Üniversitesi’ne bağlı Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü’nde hayata geçirdi. 2005 yılında dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un aynı nitelikte bir müzenin İstanbul’da kurulması isteğini Prof. Dr. Fuat Sezgin’e bildirmesinin ardından Prof. Dr. Fuat Sezgin’in öncülüğünde 2008 yılında müze açıldı. İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesinin İstanbul için öneminden bahseden Müze Müdürü Ziya Karatekin, “İstanbul, altı yüz yıla yakın bir zamandır İslam şehri olup, beş yüz yıla yakın bir zaman da İslam dünyasının başkentliğini yapmış önemli bir şehirdir. Kültür turizminin dünya üzerindeki en önemli merkezlerinden biri olup, İslam Medeniyetinin altın çağlarına şahitlik etmiş olan İstanbul, kanaatimce her yönüyle İslam Medeniyet tarihini temsili haiz ve buna layık en doğru yerdir. Bu bakımdan İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nin, böyle tarihi derinliğe sahip bir şehirde bulunması isabetli bir tercih olmuştur” dedi. 3 bin 500

12 bin arkeolojik eser “Yeni Müze”de

Kayseri’nin kültürel ve sanatsal buluşma noktası olacak olan ‘Yeni Müze’ binası ziyaretçilerine kapılarını açtı.
Kayseri’nin kültürel ve sanatsal buluşma noktası olacak olan ‘Yeni Müze’ binası ziyaretçilerine kapılarını açtı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kayseri’deki toplu açılış töreniyle hizmete sunduğu ‘Yeni Müze’ binası misafirlerini ağırlamaya başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kayseri Büyükşehir Belediyesinin iş birliğiyle İç Kale’de yapımı tamamlanan müzeye ilgi ilk günde yoğun oldu. Kültepe Kaniş-Karum kazılarında gün yüzüne çıkarılan en önemli eserler başta olmak üzere Paleolitik dönemden Osmanlı dönemi sonuna kadar bin 789 mirasın tematik olarak sergilendiği müzede interaktif sunumlar da yapılıyor. Kayseri Müze Müdürlüğü envanterine kayıtlı 12 bin 140 arkeolojik, 2 bin 378 etnografik, 22 bin 959 sikke olmak üzere toplam 37 bin 477 eserin korunarak teşhir edildiği Kayseri Yeni Müzesinde, Roma dönemine ait mil taşları, sütunlar, sütun başlıkları, mermer lahitler, steller ile Geç Hitit dönemine tarihlendirilen eserler sergileniyor. Kütüphane, kent arşivi, geçici sergi salonu, kafeterya, satış birimleri, toplantı salonu, atölyeler, idari birimler, laboratuvar ve bir de çok amaçlı salonun yer aldığı müze toplam 7 bin metrekare kapalı alana sahip. Müzede 2 bin 500 metrekare sergileme ve bin metrekare depo alanı bulunuyor. Kayseri Yeni Müzesine ev sahipliği yapan İç Kale, Büyükşehir Belediyesinin kafeteryaları ve sanatçılar sokağı ile şehrin kültürel ve sanatsal yaşamında önemli bir merkez olacak.