Mahyalar İstanbul’u ve Ramazan’ı renklendirdi

İstanbul’da Ramazan ayı için camiler mahyalarla donatıldı. Camileri ışıl ışıl aydınlatan ve 450 yıllık bir Osmanlı geleneği olan mahyalar, şehre ve Ramazan'a yine ayrı bir renk kattı.
Mahyalar İstanbul’u ve Ramazan’ı renklendirdi

İstanbul’da Ramazan ayı için camiler mahyalarla donatıldı. Camileri ışıl ışıl aydınlatan ve 450 yıllık bir Osmanlı geleneği olan mahyalar, şehre ve Ramazan’a yine ayrı bir renk kattı.

İstanbul’da altı camiye asılan mahyalar, aydınlatıldı. Mahyalar, Ataşehir Mimar Sinan Camii, Eminönü Yeni Camii, Eyüp Sultan Camii, Sultanahmet Camii, Süleymaniye Camii, Üsküdar Yeni Valide Camii’nde görülebiliyor.

Bir Osmanlı sanatı olan mahyanın son temsilcisi olarak gösterilen ve 48 yıldır mahya ustası olan Kahraman Yıldız, mahyaların önemini ve hazırlanış sürecini anlattı. Her yıl Diyanet İşleri Başkanlığı’nın belirlediği temaya uygun olarak hazırlanan veciz sözlerin asıldığını belirten Yıldız, “Bu yıl Ramazan teması ‘Ramazan ve İnfak’. İnfak muhtaca yardım etmek demektir. Bu temayla ilgili cümleler kurduk ve camilere asacağız.” diyerek Ramazan ayının başlangıcında ve sonunda ‘hoş geldin-güle güle’ temalı sözlerin, Ramazan ayının ortasında ise tema ile ilgili sözlerin asıldığını belirtti. Bir ay boyunca dört farklı cümle, belirli aralıklarla camileri süsleyecek.

Mahyanın, bir Osmanlı geleneği ve Türk icadı olduğunu ifade eden Yıldız, “Osmanlı döneminde mahyalar, yağ kandilleriyle yapılmış. Mahyanın doğum yeri Sultanahmet Camii’dir. Fatih Camii müezzini Hattat Ahmet, ilk mahyayı yapmış ve padişaha sunmuş. Ardından selatin camilerine mahyalar asılmaya başlanmış.” diyerek mahya geleneğinin tarihçesine değindi.

CAMİDE EN AZ İKİ MİNARE VE İKİ ŞEREFE OLMASI GEREKİYOR

Mahya hazırlıkları, Ramazan ayından 15-20 gün önce başlıyor. Yazılacak olan cümle, kâğıt üzerinde şablon olarak oluşturuluyor. Camilerde bulunan mahya takımları üzerine harfler oturtularak yazılar oluşturuluyor. Mahya asılması öncesi halat atılma ve mahya asılma işleminin iki gün sürdüğünü anlatan Yıldız, camilere mahya asılabilmesi için camilerde en az iki minare ve iki şerefenin olması gerektiğini belirtti.

“GÖKYÜZÜNE YILDIZLARLA YAZI YAZMIŞLAR”

Osmanlı döneminde her camide mahyacıların bulunduğunu ve mahyaların yağ kandilleri ile aydınlatıldığını anlatan Yıldız, “Süleymaniye Camii’ndeki baş mahyacı mahyasını yaktığı zaman diğer camiler de ona göre mahyasını yakarlarmış. Sinemanın, televizyonun, gazetenin olmadığı dönemlerde tek görsel yayın olarak mahyalar vardı. İnsanlar oturup mahyaları seyrederlermiş. Bu bir Osmanlı geleneği ve bu artık son sanatlardan bir tanesi. Mahya, Ramazan günlerinin simgesi oldu artık. Halkımız da bunları seviyor. Hatta İstanbul’a geldiğinde mahyaları gören yabancı bir gezgin ‘Türkler, medeniyeti çoktan yakalamışlar. Gökyüzüne yıldızlarla yazılar yazmışlar’ diye anlatmış bir yazısında.” diye konuştu.

MAHYALAR DÖNEMİN ŞARTLARINA UYGUN OLARAK AYDINLATILIYOR

Yıldız, İstanbul’a elektriğin geldiği döneme kadar yağ kandilleriyle devam eden bu geleneğin, Cumhuriyet dönemi ile birlikte Hacı Ali Ceyhan’ın öncülüğünde dönemin şartlarına uygun olarak elektrik sistemine çevrildiğini söyledi. Günümüzde ise LED ile aydınlatılmış mahyaların da bulunduğunu belirten Yıldız, “Mahya bir el sanatıdır. Elle işlemek gerekir, diğeri dijital sistemdir, hazırdır. Mahyanın ahengi farklı. Kandil ışıkları altında ampullerimiz fazla büyük değildir, loş bir ışık veriyor. Uzaktan baktığımız zaman tane tane harfler görünebiliyor.” dedi.

Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde 7 kişilik bir ekiple mahya çalışmalarını yürüten Yıldız, İstanbul dışında Edirne ve Bursa’da da camilere mahyalar asıyor.