“Mimar Sinan’ın eserleri kent siluetini tanımlar”

İstanbul'un siluetini oluşturan Mimar Sinan’ın mimarlık anlayışını ve eserlerini Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Demet Binan anlattı.

Türk mimarlık tarihinin en önemli ismi olan Mimar Sinan, aynı zamanda dünya mimarlık tarihinin de en önemli mimarlarından birisi olarak kabul ediliyor. Mimar Sinan, zamanının ve coğrafi sınırlarının çok ötesine geçen mimari anlayışı ve ardında bıraktığı birbirinden eşsiz eserleri ile geniş bir coğrafyada Osmanlı izlerini yaşatmaya devam ediyor.

Mimarlar Günü dolayısıyla; İstanbul için ayrı bir öneme sahip olan ve şehrin siluetini oluşturan Mimar Sinan’ın mimarlık anlayışını ve eserlerini Mimar Sinan Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Mimarlık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Demet Binan anlattı.

Mimar Sinan’ın elli yıl Osmanlı İmparatorluğu’na baş mimar olarak hizmet verdiğinden bahsederek sözlerine başlayan Prof. Dr. Demet Binan, “Hem örgütsel yapı olarak hem mimari olarak bu denli güçlü bir imparatorlukta, böyle bir baş mimarlık örneği yok. Dolayısıyla Sinan hem Osmanlı İmparatorluğu içindeki mimarlardan hem de dünyadaki diğer mimarlardan çok farklı bir konumda” dedi.

Prof. Dr. Binan, “Sinan’ın 1492-1588 yılları arasında yaşadığı kabul ediliyor. Sinan, Kayseri’nin Ağırnas Köyü’nden devşirilerek Yeniçeri oluyor. Daha sonra Haseki oluyor ve sonrasında İmparatorluk Hassa Baş Mimarı olarak görev alıyor. Kendisinin yaptığı çalışmaları ve yapıları incelediğimizde Osmanlı’nın, Türk mimarisinin, Türk İslam mimarisinin standartlarını, ilkelerini belirleyen bir süreci oluşturmuş olduğunu görüyoruz. Bunu; yapılarında ve imparatorluk sınırları içindeki yapı üretim düzeni içinde görebiliyoruz.

Mimari eserlerin bitirme işleri, her türlü zanaat işlerini destekleyen, zanaatkârlardan oluşan bine yakın bir Ehl-i Hiref Teşkilatı var. Dolayısıyla hem mimarlar ocağı hem Ehl-i Hiref Teşkilatı ile belli standartlara sahip Osmanlı klasik dönem mimarisini oluşturan eserler vücuda geliyor. Mimar Sinan’ın yapılarını incelediğimizde günümüzde mimar olarak tanımlanan kimliğin dışında; mühendis, şehir plancı, usta bir devlet adamı ve yönetici kimliklerini de görmek mümkün” diye konuştu.

Mimar Sinan Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Mimarlık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Demet Binan 

“MİMAR SİNAN’IN YAKLAŞIK 200 ADET ÖZGÜN ESERİ VAR”

Mimar Sinan’ın yapılarının sayısından ve envanterler üzerinden gidilmiş çalışmalar olduğundan bahseden Prof. Dr. Binan, “Abdullah Kuran’ın çalışmasında; Sinan, yaşamının son döneminde arkadaşı Mustafa Sai Çelebi’ye, yapılarının sayısını tutturduğu söyleniyor. Bunlar Tezkiret-ül Bünyan ve Tezkiretü’l-Ebniye isimli iki eser. Sinan’ın ölümünden sonra da yaptığı eserlerin Tuhfetü’l Mimarin diye başka bir tezkerede belirlendiği kabul ediliyor.

Üç tezkerede kayıtlı olan toplam yapı sayısı 477 olup, üç tezkerede de ortak olan yapı sayısı 312’dir. Bu yapılardan bir kısmı Sinan’dan önceki döneme ait olup Sinan tarafından yenilenmiş yapılar; bir kısmı Sinan’dan sonra özgünlüğünü yitirmiş, farklı şekilde restore edilmiş yapılar. Dolayısıyla günümüze baktığımızda Sinan’ın biçim ve üslubunu koruyarak günümüze ulaşan iki yüz kadar özgün yapısı olduğunu kabul ediyoruz. Bu çok büyük bir sayı.

Sinan’ın bu tezkerelerde bahsettiği yapıların tasarımının büyük bir ihtimalle kendisinin elinden geçtiğini tahmin ediyoruz. Uygulamasında kendisi bulunuyor ama bazı yapılarda da başka mimarların olduğunu net olarak görüyoruz. Mesela Saraybosna’da Mostar köprüsü var. Mimar Hayrettin tarafından yapılmış, Sinan o sırada yine baş mimar. Tezkerede bu yapıdan bahsetmiyor ve görüyoruz ki bu yapı gerçekten de başka bir hassa mimar tarafından yapılmış” ifadelerini kullandı.

Mimarlığı, mekân ve ortam yaratma becerisi ve bilgisi olarak tanımlayan Prof. Dr. Binan, “Bir başka tarifle de geometri ve ölçek bilgisi olarak tanımlanabilir. Buradaki ölçek çok önemli, Mimar Sinan’ın yapılarına baktığımızda hem doğal ve yapılı çevre hem insan ölçeğine son derece saygılı ve doğru eklemlenmiş bir mimarisinin olduğunu görüyoruz.

Süleymaniye Külliyesi’nde Rabisalis medreseleri vardır. Orda arazinin doğal topografyasına bağlı olarak kademeli bir şekilde yapıyı yerleştirdiğini görüyoruz. Yine deniz kıyısında Üsküdar’daki Şemsi Paşa Camii’ni incelediğimizde o da deniz kıyısına konmuş çok devasa olmayan, biblo gibi, kent siluetiyle uyumlu bir yapı olarak yerleştirdiğini görüyoruz. Sinan’ın, doğal çevreye arazi topografyasına hem maddi hem manevi olarak eklemlendiğini söyleyebiliriz. Ölçek olarak insan ölçeğine çok dikkat eden bir mimar.

Çok anıtsal yapıları var fakat insanlar hem yapıların etrafında gezerken hem yapılara girerken hazırlanarak, içselleştirerek ve ezilmeden o yapıları deneyimleyebiliyorlar. Bu da Sinan’ın yapıları yaparken insan ölçeğine ne kadar dikkat ettiğinin en bariz göstergesi” diye konuştu.

Çevre ile bütünleşik, işlevsel, estetik, sağlam yaşam alanları yapmanın mimarın görevi olduğunu belirten Prof. Dr. Binan, “Sinan bunu olağanüstü şekilde gerçekleştiriyor. Çağın estetik değerleri, çağın ruhu; bunları yakalayıp bir ileriki aşamaya götürmek mimarın görevi. Hatta sanatçılar mimarlar bir arada ortak bir sinerjiyle hareket ettiklerinde dönemlerin üslupları oluşuyor. Biz bu üslupları oluşturan mimarların yapılarını yerel, bölgesel ve ulusal ölçekte kültür varlığı olarak değerlendirip tescilliyoruz. Örneğin 2. ulusal mimariyi oluşturan mimarlardan biri olan Sedat Hakkı Eldem’in binaları da ulusal ölçekte kültür varlığı olarak tescillenmiştir” ifadelerini kullandı.

Mimar Sinan’ın İstanbul’daki önemli eserlerinden biri olan Mihrimah Sultan Camii

“DÜNYA MİRAS LİSTESİNDE DAHA FAZLA ESERİ YER ALMALI”

Prof. Dr. Binan, “Mimarlık tarihi içinde çok önemli yer tutan, üslubuyla dünyada da yaygınlaşan mimarlar olduğunu görüyoruz. Yapıları insanlığın ortak mirası olarak kabul edilerek, insanlığın mimari dehasının şaheseri, başyapıtı olarak değerlendirilip Unesco Dünya Mimarlar Listesi’ne giriyor. Mimar Sinan da bu mimarlardan. Edirne Selimiye Camii ve Bosna Hersek’teki Sokullu köprüsüyle dünya miras listesine girmiş durumda. İstanbul’da 4 tane dünya miras alanı var. Bu alanlardan Süleymaniye’deki miras alanında Süleymaniye Camii ve Külliyesi, Şehzadebaşı Külliyesi, Sokollu Külliyesi sistemin içinde yer alıyor” dedi.

“Sinan’ın çağdaşı İtalyan Andrea Palladio da mimaride Palladian bir üslup oluşturduğu için yapılarının dünya miras listesine girdiğini görüyoruz” diyen Prof. Dr. Binan, “Modern mimarlık mirasını oluşturan eserleriyle Le Corbusier ve Frank Lloyd Wright da dünya miras listesine girdiler. Fakat Sinan’ın şu anda 2 eserinin dünya miras listesinde olması kabul edilemez. Mimari bir üslup oluşturmuş, birbirini takip eden su yapıları, külliyeleri, olağanüstü eserleri var. Bunların tematik olarak dünya miras listesinde yer almasını sağlamamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

Mimar Sinan’ın İstanbul’un siluetini oluşturan eserlerinden söz eden Prof. Dr. Binan, “Mimar Sinan’ın döneminde imarethane olarak tanınan dini, eğitim ve sosyal yapılar var. Bu yapılar kent siluetini, kentin kültürel peyzajını tanımlar. Süleymaniye Külliyesi, Şehzadebaşı Külliyesi, Üsküdar Mihrimah Camii, Şemsi Paşa Külliyesi, Büyükçekmece Köprüsü, Su Kemerleri; kent içinde siluete etki eden mimari yapılara örnek olarak gösterilebilir” dedi.

Sinan’ın döneminde 43 hassa mimar olduğunu belirten Prof. Dr. Binan, “Bunlar İstanbul’da ve İstanbul dışında eyaletlerde görev alıyorlar. Mimar Sinan hassa mimarların başı. Dolayısıyla bu yapıların tümünün tasarımı ya da uygulamasında yer alması mümkün değil. Tezkerelerde benim yapılarım olarak bahsettiği yapılar dışında bazı yapılar var. Halep’te yapılan yapı, Mostar Köprüsü gibi yapılar en çok bilinen yapılar. Bu sayı incelendiğinde giderek artacaktır.

Tüm mimarlarımızdan, mimar adaylarımızdan Sinan’ın yapılarını detaylı olarak incelemelerini; onun çevreyle ve yerin ruhuyla bütünleşik yapılar yaptığını izlemelerini onun çağın ilerisinde nasıl bir teknoloji kullanarak hem o toplumu hem çağı ileriye taşıdığını izlemelerini ve örnek almalarını istiyorum. Mimarlar günü kutlu olsun” diyerek konuşmasını tamamladı.

Kaynak: İstanbul Valiliği Web Sitesi

İlgili Konular:
TOKİ Haber
TOKİ Haber

Türkiye’nin en sıra dışı camisi

Muğla'daki Stratonikeia Antik Kenti içerisinde yer alan tarihi Şaban Ağa Camii, sıra dışı yapısıyla dikkat çekiyor.
Muğla’nın Yatağan ilçesindeki Stratonikeia Antik Kenti içerisinde yer alan ve restorasyonunun ardından yeniden ibadete açılan tarihi Şaban Ağa Camii, sıra dışı yapısıyla dikkat çekiyor. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde de bahsi geçen Şaban Ağa Camii, restorasyon çalışmalarının ardından geçtiğimiz ay yeniden ibadete açıldı. Restorasyon kapsamında cami girişinde ve içerisinde zemine eklenen cam bölmelerle, caminin ilk inşa edilen alanları ile sütunlar ve bazı yapılar gözler önüne seriliyor. Bu bölümler Roma, Selçuklu ve Osmanlı döneminden izler taşıyor. Evliya Çelebi’nin geldiğinde caminin altından geçen kanal ve üzerinde oturduğu yerler de cam altına alınarak ziyaretçilere gösteriliyor. Girişte bulunan sadaka taşı ve sanduka da korumaya alınan eserler arasında yer alıyor. Tarihi Şaban Ağa Camii, antik kent içinde yer alan ve ibadete açılan ilk ve tek cami olma özelliğini taşıyor. Osmanlı döneminde inşa edilen camiye gelenler, hem ibadetlerini yapıyor hem de tarih içinde yolculuğa çıkıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan antik kente ziyaret Roma’dan günümüze her dönemden izler taşıyan tarihi cami, restorasyon çalışmalarının ardından geçen ay ibadete açıldı. 32 yıldır kullanılmayan camide yeniden ezan sesi yükselmeye başladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz ağustos ayında Stratonikeia Antik Kenti’ni ve Şaban Ağa Camii’ni ziyaret etmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ardından tarihi camiyi Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş da ziyaret etti. Muğla programı kapsamında

Fantastik tasarımlarla masalsı bir İstanbul

İstanbul’a ve hayvanlara olan sevgisini yaptığı sürrealist çalışmalarla birleştiren sanatçı Yasin Yaman, fantastik tasarımlarıyla masalsı bir bakış açısı ortaya koyuyor.
İstanbul’a ve hayvanlara olan sevgisini yaptığı sürrealist çalışmalarla birleştiren sanatçı Yasin Yaman, fantastik tasarımlarıyla masalsı bir bakış açısı ortaya koyuyor. Sürrealist tasarımcı Yasin Yaman’ın İstanbul’un simgelerini konu alan hayal dünyasını zorlayan tasarımları beğeni toplarken, adeta masal dünyasında yolculuğa çıkarıyor. Özel bir firmada çalışan grafik tasarımcısı Yasin Yaman, tarih boyunca birçok sanatçıya ve sanat eserine esin kaynağı olan İstanbul’u ve simgesel yapıları konu alan gerçeküstü (sürrealite) tasarımlarıyla göz dolduruyor. Kentin eşsiz manzaraları ile hayal gücünü birleştiren Yaman, dijital manipülasyon tekniğiyle tasvir ettiği tasarımlarla beğeni topluyor. Grafiker Yaman, yaptığı çalışmalarla adeta masal dünyasından görseller sunarken, tarihi eserler ve bölgelere karşı da farkındalık oluşturuyor. Yaman, tasarımlarında çoğunlukla hayvan figürlerini kullanırken, kimi zaman tarihe yön veren şahsiyetlerin silüetlerine yer veriyor. Süleymaniye Mahallesi’nde dünyaya geldiğini, tarihi bölgede arkadaşlarıyla güzel bir çocukluk dönemi geçirdiğini belirten Yaman, lisede okul sıralarını çizerken yeteneğinin keşfedildiğini dile getirdi. Yaklaşık 12 yıldır çalıştığı şirketlere tam zamanlı web tasarım hizmeti verdiğini aktaran Yaman, gerçeküstü tasarımları hobi amaçlı işten artakalan zamanlarda yaptığının altını çizdi. Halihazırda bir mesleki kariyerinin bulunduğuna dikkati çeken Yaman, hobi olarak başladığı işin de kariyer odaklı olmaya başladığına değindi. Yaman, çalışmalarında çoğunlukla hayvan figürlerini kullanmasını şöyle özetledi: “Hayvanları ve İstanbul’u seviyorum. Özellikle büyük hayvanları, vahşi hayvanları çok seviyorum. Onları İstanbul’la

Çamlıca Camisi’ne 5 milyon ziyaretçi

Görkemli mimarisiyle İstanbul'un yeni sembollerinden biri olan Büyük Çamlıca Camisi ve Külliyesi'ni, ibadete açıldığı 7 Mart'tan bu yana 5 milyon kişi ziyaret etti.
Görkemli mimarisiyle İstanbul’un yeni sembollerinden biri olan Büyük Çamlıca Camisi ve Külliyesi’ni, ibadete açıldığı 7 Mart’tan bu yana 5 milyon kişi ziyaret etti. İçine girildiği andan itibaren selatin camilerinin adeta devamı hissini uyandıran Büyük Çamlıca Camisi, büyük bir ibadethane olmasının dışında sanat galerisi, kütüphane, konferans salonu, sanat atölyesi ve bir süre sonra açılacak olan İslam Medeniyetleri Müzesi ile Türkiye’nin en modern külliyesi özelliğini taşıyor. 7 AYDA 5 MİLYON ZİYARETÇİ İstanbul Cami ve Kültür Hizmet Birimleri Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Ergin Külünk, Büyük Çamlıca Camisi’ni 7 Mart’taki Regaip Kandili’nde sabah namazında 50 bin kişi ile buluşturduklarını, bu kadar sayıdaki insanın iştirakiyle de 3 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla resmi açılışı yaptıklarını söyledi. Büyük Çamlıca Camisi’nin sadece bir cami değil, modern anlamda bir kompleks geleneksel manada da külliye olarak tasarlandığını ifade eden Külünk, külliyenin müze dışındaki bütün unsurlarının faaliyete geçtiğini belirtti. Külliyede iyi bir ses düzenine sahip 1.071 kişilik konferans salonu, sanat galerisi, kütüphane, yapımı devam müze, sanat atölyeleri ve otoparkın yer aldığını anlatan Külünk, bunlarla birlikte Büyük Çamlıca Camisi’nde kesintisiz bir yaşamın başladığını dile getirdi. Boğazı iyi gören bir konumda olması nedeniyle, özellikle yaz aylarında gece 01.00’e kadar yoğun bir ziyaretçi ilgisiyle karşılaştıklarını ifade eden Külünk, “7 Mart’tan bugüne