Müsilaj hakkında rahatlatan rapor

TÜBİTAK tarafından yapılan analizlerde, Marmara Denizi'ndeki mevcut bakterinin müsilaj oluşumuna yol açan değil, kırmızı alg türü bakteri olduğu tespit edildi.
Müsilaj hakkında rahatlatan rapor

TÜBİTAK tarafından yapılan analizlerde, Marmara Denizi’ndeki mevcut bakterinin müsilaj oluşumuna yol açan değil, kırmızı alg türü bakteri olduğu tespit edildi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü ÇED İzleme ve Çevre Denetimi Dairesi Başkanı Barış Ecevit Akgün, TÜBİTAK tarafından yapılan analizlerde, Marmara Denizi’nde biyolojik üretimin sürdüğünün ancak mevcut bakterinin müsilaj oluşumuna yol açan değil, kırmızı alg türü bakteri olduğunun belirlendiğini söyledi.

Akgün, Pendik’teki Teknopark İstanbul’da denetim amaçlı konuşlu bulunan Mobil Su ve Atık Su Analiz Laboratuvarı’nı basın mensuplarına tanıtarak, müsilaj ve çevre denetimi konusunda yürüttükleri çalışmalara ilişkin bilgi verdi.

Geçen yıl müsilajın gündeme gelmesinin ardından 4 ve 5 Haziran’da ilgililerin katılımıyla toplantılar gerçekleştirdiklerini hatırlatan Akgün, değerlendirmeler sonucu 6 Haziran’da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından 22 maddeden oluşan Marmara Denizi Eylem Planı’nın kamuoyuyla paylaşıldığını ifade etti.

Akgün, eylem planı kapsamında İstanbul’da bir koordinasyon merkezi ve bilim kurulu oluşturulduğunu, 8 Haziran’da da müsilajın temizlenmesine ilişkin çalışma başlattıklarını anlattı.

Toplantılarda Marmara Denizi’ndeki faaliyetlerin sürdürülebilir şekilde koruma-kullanma esasları gözetilerek yürütülebilmesinin en etkili yolunun, alanın özel çevre koruma alanı ilan edilmesi olacağının öngörüldüğünü anlatan Akgün, Cumhurbaşkanlığı tarafından da Marmara Denizi ve Adalar Bölgesi’nin “özel çevre koruma alanı” ilan edildiğini anımsattı.

Marmara Denizi’nde kirliliğe neden olan parametrelerin azaltılması, böylece kirlilik yükünde önemli miktarda azaltım sağlanması amacıyla deşarj standartlarında kısıtlamaya gidildiğini belirten Akgün, atık su arıtma tesislerinin deşarj standartlarında, tesisin tipine ve çalışma prensibine göre yüzde 20 ile 50 arasında değişen oranlarda azaltım yapıldığını söyledi.

Geçen yıl müsilaj olayı yaşandığında yürürlükte olan çevre mevzuatı kapsamında kapasitesi 5 bin metreküpün üzerindeki atık su arıtma tesislerinin çevrim içi izlendiğini ifade eden Akgün, “Müsilaj özelinde Marmara Havzası’nda bu standart daha da düşürülerek, 1000 metreküp üzerinde atık su debisine sahip atık su arıtma tesisleri de online olarak izlenmeye başlandı. Böylece Marmara Havzası’nda artık çok daha küçük kapasiteli atık su arıtma tesisleri ve soğutma suları da online olarak sürekli takip ediliyor” dedi.

Barış Ecevit Akgün, havzadaki 445 atık su arıtma tesisinin tamamında teknik inceleme gerçekleştirildiğini ve tesislerin revizyon ihtiyaçlarının belirlendiğini belirterek, yürüttükleri çalışmalara ilişkin şunları söyledi: “Aynı zamanda Marmara’nın çevresel durumunun iyileştirilmesi çalışmalarının bir plan dahilinde yapılması amacıyla Marmara Bütünleşik Stratejik Plan yayımlandı. 3 yıl içinde tamamlanması hedeflenen bu planda da 134 alt faaliyet, bu faaliyetlerden sorumlu olan kurum ve kuruluşlar belirlendi. Bir taraftan da denetim faaliyetlerimiz aktif olarak sahada devam ediyor. İl müdürlüklerimiz tarafından rutin olarak yapılan denetimlere katkı sağlamak amacıyla 400’ün üzerinde çevre denetçisini ve 3 mobil atık su laboratuvarımızı da bölgeye sevk ettik. Bir taraftan kara kökenli kirleticilerle ilgili denetimlerimizi gerçekleştirirken, diğer taraftan da deniz kirliliği konusunda yetki devri yaptığımız belediye başkanlıkları ve Sahil Güvenlik Komutanlığımız tarafından da gemilerden kaynaklanan deşarjlarla ilgili denetimler sıklaştırıldı. 14 binin üzerinde yaptığımız denetim sonucunda 974 tesis ve 99 deniz aracına yaklaşık 137 milyon lira idari para cezası uyguladık, 147 işletmeyi ise faaliyetten men ettik.”

Denizlerde su kalitesine ilişkin izleme çalışmalarının devam ettiğini aktaran Akgün, 2014’ten beri TÜBİTAK koordinasyonunda tüm deniz bilimleri enstitülerinin katılımıyla 425 noktada denizleri izlediklerini söyledi.

Deniz izleme çalışmalarından bağımsız olarak 2017’den itibaren ODTÜ ile iş birliği içinde Marmara Denizi’nde 91 noktada izleme çalışması yaptıklarını belirten Akgün, sözlerine şöyle devam etti: “Müsilaj olayından sonra Marmara Denizi’ndeki izleme noktamızı 150’ye çıkardık. Çıkarmakla da yetinmedik, 600 noktada izleme çalışması yaptık. İzleme çalışmaları sonunda özellikle çözünmüş oksijen miktarının geçen yıllarda olduğu gibi düşük olduğunu, azot ve fosfor miktarının geçen yıllardaki gibi mevcudiyetini koruduğu tespit ettik. Özellikle besin tuzu dediğimiz azot ve fosforun varlığı, biyolojik üretimin artmasına neden oluyor. Geçtiğimiz günlerde Marmara Bölgesi’nde müsilajın yeniden görüldüğüne ilişkin haberler vardı. Bu haberler üzerine bölgeden numune aldık. TÜBİTAK tarafından yapılan analizlerde, biyolojik üretimin devam ettiği ancak mevcut bakterinin müsilaj oluşumuna neden olan bakteri türü olmadığı, kırmızı alg türü bakterinin olduğu tespit edildi. Ancak biz her ihtimale karşı bölgedeki izleme ve denetim çalışmalarımızı sıklaştırdık. Dün Marmara Havzası’ndaki 196 atık su arıtma tesisinden 58 numune aldık. 4 işletme hakkında da idari para cezası uyguladık. 3 işletmeyi ise mevzuata aykırı faaliyet gösterdiği tespit edildiğinden dolayı faaliyetten men ettik.”

Akgün, 22 maddeden oluşan eylem planı ve 134 alt faaliyetten oluşan Marmara Bütünleşik Stratejik Plan’daki bütün alt faaliyetlerin tamamlanması halinde Marmara Denizi’ne gelen kirlilik yükünün önemli ölçüde azalacağı ve çevresel iyi koşullara ancak bütün bu faaliyetler bitirildikten sonra ulaşılacağı kanaatinde olduğunu söyledi.

Havaların ısınmasıyla müsilajın yeniden görülme ihtimaline ilişkin değerlendirmede bulunan Akgün, “Müsilajın oluşması için sıcaklık, deniz şartlarındaki durgunluk ve organik yük miktarındaki fazlalık önemli. Dolayısıyla biz organik yük miktarındaki artışı engellemek için mevcut atık su arıtma tesislerinde denetimlerimizi yapıyoruz. Özelikle azot ve fosfor yüküne ilişkin analizlerimizi de aracımızda gerçekleştiriyoruz” dedi.

Mobil araçların müsilajdan önce de saha denetimlerinde kullanıldığını belirten Akgün, “30’dan fazla parametrenin ölçümünü yerinde yapabiliyoruz. Böylece analiz sonuçlarına çok kısa sürede ulaşmamıza imkan sağlayan araçlar. Özellikle atık su kirliliği konusundaki denetimlerimizde 3 mobil aracımızı sahada kullanıyoruz” diye konuştu.