Nuruosmaniye Sarnıcı, ziyaretçi ağırlamaya hazırlanıyor

İstanbul’da inşa edilmiş ilk barok özellikli cami olma özelliğine sahip Nuruosmaniye Camii’nin altında yer alan sarnıcın ziyarete açılması için restorasyon çalışması yapılacak.

İstanbul’da inşa edilmiş ilk barok özellikli cami olma özelliğine sahip Nuruosmaniye Camii’nin altında yer alan Nuruosmaniye Sarnıcı, ziyaretçi ağırlayabilmek için restorasyon çalışmalarına başlıyor. Bu yıl içerisinde yapılacak ilave restorasyon çalışmasının ardından ziyaretçilere kapılarını açması planlanıyor.

Tarihi Yarımada’da bulunan Nuruosmaniye Camii’nin restorasyonu sırasında temizlenerek tekrar gün yüzüne çıkarılan Nuruosmaniye Sarnıcı’nın tarihçesinden bahseden Vakıflar 1. Bölge Müdürü Mürsel Sarı, “İçerisinde bulunduğumuz mekân Nuruosmaniye Camii’nin temel yapısı aslında. Tabii Nuruosmaniye Camii 1848 yılında 1. Mahmut tarafından inşaatına başlanmış bir eser. Osmanlı’nın klasik mimarisinden barok üsluba geçtiği bir döneme tesadüf etmekte. Fakat 1. Mahmut inşaat tamamlanmadan vefat ettiği için kardeşi 3. Osman tarafından inşaatı devam ettirilmiş ve 1855 yılında yapımı tamamlanmıştır” ifadelerini kullandı.

Nuruosmaniye Camii’nin mimarisinden bahseden Sarı, “Nuruosmaniye Camii, 174 adet penceresiyle çok geniş ışık alan bir mimariye sahip ve kubbesinde de Nur Suresi’nin 35. ayeti (Allah göklerin ve yerin nurudur) yazılıdır. Bu sebeple hem o pencerelerden alınan ışık ve camiinin inşaatını tamamlayan 3. Osman’ın ismi ile ayette geçen mealen Nûrun Alâ Nûr ibareleri ile de külliyeye Nuruosmaniye adı verilmiştir” şeklinde konuştu.

Caminin altında yer alan sarnıcın restorasyon süreçlerine değinen Vakıflar 1. Bölge Müdürü Sarı, “Zaman içerisinde bir takım çevresel etkenler ve statik problemlerden de dış cephelerde kayıplar olabilmekte. Bunun üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından projelerin temin edilmesinden sonra 2010 yılı itibariyle burada esaslı bir restorasyon çalışması yürütülmeye başlandı. Bu çalışmada kubbe kurşunlarının tamamlanması, statik yönden güçlendirmeler yapılması, içeride kalem işlerinin ihya edilmesi, dış cephede oluşan kirlenmelerin arındırılması gibi işlemler yapıldı” dedi.

“OSMANLI MİMARİSİNDE BİR DÖNÜM NOKTASI”

Batılılaşma eğilimlerinin mimariye yansımaya başladığı bir dönemde ortaya çıkan cami külliyesi, Osmanlı mimarisinde bir dönüm noktası sayılıyor. Cami ile birlikte medrese, imarethane, kütüphane, türbe, çeşme ve sebilden oluşan bir külliye inşa edildi. Barok sanatının etkisi tüm külliyede görülüyor. Caminin türbesinde, III.Osman’ ın validesi Şehsuvar Sultan ve bazı şehzadeler yatıyor.

Yüksek mermer merdivenlerle iki yönden camiye çıkılıyor. Eteği 32 pencere ile çevrili olan ana kubbe 26 metre çapında. Osmanlı camilerinde kullanılan en büyük kubbelerden biri olan bu kubbe, duvarların üzerine oturan kemerler tarafından taşınıyor. Mükemmel bir akustik sistemi olan camiinin dengesini kontrol etmek için mihrabın iki yanına döner terazi sütunlar yapıldı. Kemerlerinin duvarı üzerindeki bitiminde bir kuşak halinde Fetih Suresi yazılı olan kubbede Nur Suresi’nin 35. ayeti olan “Allah, göklerin ve yerin nurudur.” yer alıyor.

Pencereleri, barok stilinde ve alçıdan olan cami, beş sıra halindeki 174 pencere ile aydınlatılıyor. Yapıya bitişik iki şerefeli iki minaresinin taş külahları bulunuyor. Bu özelliği Osmanlı mimarisinde türünün tek örneği. Külliye içerisinde yer alan Nuruosmaniye Camii Kütüphanesi, Türkiye’de barok tasarımın en özgün örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Caminin iç avlusunda yer alan yapının üst katı kütüphane, alt katı dükkân olarak kullanılıyor. Birisi okuyuculara diğeri padişahlara ayrılmış iki giriş kapısı bulunuyor. Kütüphane koleksiyonunda beş binden fazla yazma ve basma eser yer alıyor.

Nuruosmaniye Sarnıcı’nda statik ve altyapısal çalışmalarının gerçekleştirilmesi için 2020 yılı içinde ilave bir restorasyon çalışması ve çalışma sonunda sarnıcın ziyarete açılması planlanıyor.

Kaynak: İstanbul Valiliği Web Sitesi

İlgili Konular:
TOKİ Haber
TOKİ Haber

Türkiye’nin dört kültürel değeri daha UNESCO yolunda

Türkiye, Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında UNESCO nezdinde gerçekleştirdiği çalışmalara hız kesmeden devam ediyor.
Türkiye, Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında UNESCO nezdinde gerçekleştirdiği çalışmalara hız kesmeden devam ediyor. UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesinin Türkiye’deki icracı birimi Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğünce gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde, Türkiye tarafından 1’i ulusal, 3’ü çok uluslu dosya olmak üzere toplam 4 unsurumuzun UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne kaydedilmesi için başvuruda bulunuldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı ulusal aday dosyası olarak “Hüsn-i Hat: İslami Güzel Yazı Sanatı”; ortak olarak da Türkiye’nin moderatörlüklerinde Azerbaycan ile birlikte “Çay Kültürü: Kimlik, Misafirperverlik ve Sosyal Etkileşim Sembolü”, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgız Cumhuriyeti, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan ile birlikte “Nasreddin Hoca Fıkraları Anlatma Geleneği” ve Azerbaycan ile birlikte “Mey/Balaban Zanaatkarlığı ve İcra Sanatı” dosyalarını UNESCO’ya sundu. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü Okan İbiş ise Bakanlık adına yaptığı açıklamada UNESCO nezdinde etkin olarak gerçekleştirilen somut olmayan kültürel mirasın korunması çalışması ile kültürel değerlerimizin ulusal ve uluslararası düzeyde görünürlüğünün artırılması çalışmalarına hız kesmeden devam edileceğini ifade etti. KAYITLI UNSUR SAYIMIZ 20’YE ÇIKACAK Türkiye, 18 unsur ile Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesine taraf 178 ülke içerisinde listeye en çok unsur kaydettiren ilk 5 ülke arasında yer alıyor. Jamaika’nın başkenti Kingston’da bu yıl 30 Kasım

Yenikapı arkeoloji kazıları, İstanbul’un tarihine ışık tutuyor

Çağlar boyu üç büyük medeniyete ev sahipliği yapan İstanbul'un köklü tarihi, Yenikapı’da 2004-2013 yılları arasında sürdürülen arkeolojik kazılarla gün yüzüne çıkıyor.
Çağlar boyu üç büyük medeniyete ev sahipliği yapan İstanbul’un köklü tarihi, Yenikapı’da 2004-2013 yılları arasında sürdürülen arkeolojik kazılarla gün yüzüne çıkıyor. Şehirleri geleceğe taşıyan, üzerinde bulunduğu coğrafyanın geçmişiyle kurduğu kadim bağlardır. İstanbul, çağlar boyu ev sahipliği yaptığı üç büyük medeniyetin kültürüyle yoğrularak yaş alan ve bu sayede kendi özgün kültür birikimini teşekkül ettiren bir şehir olarak varlığını sürdürüyor. Bu varlığın uzandığı geçmiş, Yenikapı’da 2004-2013 yılları arasında sürdürülen arkeolojik kazılarla gün yüzüne çıktı. Yenikapı Batıkları Projesinin başkanlığını üstlenen İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ufuk Kocabaş, 60.000 metrekarelik bir alanda yürütülerek İstanbul’un tarihini MÖ 6200’lere götüren Yenikapı Arkeoloji Kazıları ve İstanbul’un kültür mirasına dair değerlendirmelerde bulundu. Yenikapı Arkeolojik Kazıları, İstanbul’un tarihine ışık tutan bir zaman tüneli açtı. Kazı sürecine dair neler söylersiniz? İstanbul’un Yenikapı semtinde 2004 yılında başlayan arkeoloji kazıları bize, şehrin kadim geçmişine ışık tutacak çok önemli arkeolojik ve tarihi bilgiler sundu. İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü’nün Marmaray ve Metro kazıları kapsamında başlattığı bu çalışmada yaklaşık olarak 600, bazen 1000’in üzerinde arkeoloji işçisi, 50 uzman ile 20 değişik üniversite ve enstitünün katılımıyla belki de yüzyılın en büyük arkeoloji kazılarından biri gerçekleştirildi. Bu kazılarda, İstanbul’un kadim geçmişine ışık tutacak inanılmaz arkeolojik verilere ulaşıldı. Şehrin 8500 yıllık geçmişiyle karşılaşıldı. Biz bir

“Vanodokya” kesin korunacak hassas alan ilan edildi

Van'da peri bacaları görünümüyle Kapadokya'ya benzediği için yöre halkı tarafından 'Vanadokya' olarak adlandırılan bölge, kesin korunacak hassas alan olarak ilan edildi.
Van’da peri bacaları görünümüyle Kapadokya’ya benzediği için yöre halkı tarafından ‘Vanadokya’ olarak adlandırılan bölge, kesin korunacak hassas alan olarak ilan edildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararlarına göre, Van’ın Başkale ilçesi sınırları içerisinde bulunan Yavuzlar Peribacaları Doğal Sit Alanı, Antalya’nın Kumluca ilçesindeki Tekirova-Adrasan-Gelidonya Burnu Arası Doğal Sit Alanı ve Konyaaltı ilçesindeki Geyikbayırı-Trebenna Antik Kenti Doğal Sit Alanı ile Muğla’nın Bodrum ilçesinde bulunan Küdür Yarımadası Doğal Sit Alanı “kesin korunacak hassas alan” olarak tescil ve ilan edildi. Kesin korunacak hassas alan ilan edilen bölgelerden Van’ın İran sınırında bulunan Yavuzlar köyündeki peri bacaları, görünümüyle Nevşehir’in Ürgüp ilçesindeki Kapadokya’yı aratmıyor. İlçe merkezine 33 kilometre uzaklıktaki Yavuzlar köyünde volkanik Yiğit Dağı’nın püskürttüğü kayaçların, yağmur sularının ve rüzgarın aşındırmasıyla ortaya çıkardığı peri bacaları, yöre halkı tarafından “Vanadokya” olarak adlandırılıyor. Her yıl çok sayıda yerli ve yabancı turisti ağırlayan Vanadokya’da yaklaşık 17 bin peribacası, 25 mağara ve 12 oyma ev bulunduğu tahmin ediliyor. Yaklaşık 20 kilometrelik bir alanı kapsıyor. Sadece peribacaları değil, aynı alanda bulunan ve son yıllarda yağışların etkisiyle ortaya çıkan, metrelerce uzunluktaki çok sayıda tünel ve mağara da turizme kazandırılmayı bekliyor.