Mimar Doğan’lar…

“Mimar Doğan’lar… Üç Doğan” kitabı Kırmızı Kedi Yayınları arasında okurla buluştu.
Mimar Doğan’lar…

Uzun yıllara yayılan üretimleri ve değerli katkılarıyla Türkiye’nin kültür ve mimarlık birikimini zenginleştiren Doğan Kuban, Doğan Tekeli ve Doğan Hasol, 2010 ve 2015 yıllarında Cumhuriyet gazetesi için bir araya gelip İstanbul ekseninde mimarlık ve kent politikaları üzerine söyleştiklerinde, bu buluşmalar büyük ilgiyle karşılanmıştı.

TURGAY BAKIRTAŞ

Mimarlık dünyasının üç önemli figürü, beş yıl aradan sonra önceki söyleşileri de gerçekleştiren gazeteci Ceren Çıplak Drillat’ın soruları eşliğinde sohbete kaldıkları yerden devam ederek mimarlık ve kentleşmeye dair pek çok konuyu tartışmaya açtılar. Bir farkla; söyleşi bu kez gazete için değil, kitaplaşmak üzere gerçekleşti.

Kırmızı Kedi Yayınları arasında okurla buluşan “Mimar Doğan’lar… Üç Doğan” kitabında Doğan Kuban, Doğan Tekeli ve Doğan Hasol, mimarlığın kültür ve teknolojiyle, inşaatın ekonomiyle ilişkisinden şehir ve şehirlilik sorunlarına uzanan geniş bir yelpazede görüşlerini aktarıyor. Bu sayede güncel mimarlık pratikleri, koruma ve restorasyon uygulamaları, kentsel dönüşüm projeleri ve mimarlık merkezli daha pek çok önemli konu mercek altına alınıyor.

Yaşadıkları kentle geçmişten bugüne mimar olarak kurdukları ilişkiden hareketle İstanbul’un kentleşmeyle ilgili sorunlarını masaya yatıran üç isim, kentin geleceği üzerine düşünürken bir yandan da hayallerini paylaşıyor.

“Üç Doğan” tanımı, gazeteci Drillat’ın veya yayınevinin buluşu değil. Çıkış noktasını Drillat’ın sunuş yazısındaki şu bölümden öğreniyoruz: “Doğan Kuban, Doğan Tekeli ve Doğan Hasol elbette mesleki ortamlarda sık sık bir araya geliyorlar ancak ‘Üç Doğan’ deyişi ilk olarak Prof. Mimar Muammer Onat’ın ‘Yine 3 Doğan’dan biridir’ demesiyle ortaya çıkıyor. Çok esprili ve hazırcevap olarak nitelenen Muammer Onat, bir gün görevli olduğu Güzel Sanatlar Akademisi’nde Doğan Hasol’la karşılaşıyor. Hasol’a, ‘Biliyor musun ne oldu geçen gün?’ diye sorup, ‘Akademi’de konferans var dediler, sormadım bile kimin konferansı olduğunu. Nasıl olsa Üç Doğan’dan biridir diye düşündüm. Kuban, Tekeli ya da sen’ diyor. Böylece ‘Üç Doğan’ın isim babası Muammer Onat oluyor.”

Söyleşi genel olarak mimarlık ve etrafındaki kavramları esas alsa da konu sık sık bir şekilde İstanbul’a geliyor. Kuban, Tekeli ve Hasol, barındırdığı büyük sorunlara ve geleceğe yönelik kaygılara rağmen İstanbul’un çok özel bir şehir olduğunda hemfikir. Hasol, İstanbul’un önemini anlatırken şu cümleleri kullanıyor: “Şehirleri seçkin kılan üç ana ölçüt vardır: Şehrin doğal güzelliği, tarihe sahip olması ve mimarisi. İstanbul dünyada bu üçüne birden sahip olan çok nadir şehirlerden biri. Örneğin, Rio de Janeiro’ya baktığınızda doğal güzellik ve mimarlık vardır ama tarih yoktur. Paris’te, Roma’da tarih ve mimarlık vardır ama doğal güzellik yoktur. İstanbul bu bakımdan şanslıdır.”

Şehir ve İnsan, Mimarlık ve Kültür, İstanbul, İnşaat ve Ekonomi, Mimarlık ve Teknoloji, Koruma-Restorasyon, Yasalar-Yönetmelikler ve Meslek Odaları, Mimarlık Politikası, Ne Yapmalı” gibi başlıklar altında sunulan bu uzun söyleşi, hem mimarlık tarihimizin üç önemli ismini yakından tanımak hem de onların gözünden mimarlığa, şehre, tarihe farklı gözlerle bakmak adına önemli bir kültür çalışması.